Diyetisyen Nurdan Demirtaş’tan Hormonal Uyarı: “Mesele İrade Değil, Leptin Direnci!”
DİYET
13.02.2026 - 08:56, Güncelleme:
13.02.2026 - 10:28 325 kez okundu.
Diyetisyen Nurdan Demirtaş’tan Hormonal Uyarı: “Mesele İrade Değil, Leptin Direnci!”
Beslenme ve diyet dünyasının tanınmış isimlerinden Diyetisyen Nurdan Demirtaş, kilo verme sürecinde yaşanan tıkanıklıkların ardındaki gizli kahramanı açıkladı: Leptin hormonu. 13 Şubat 2026 tarihli köşe yazısında konuyu ele alan Demirtaş, "Metabolizmam yavaş" diyen pek çok danışanının asıl sorununun hormonal dengesizlik olduğunu vurguladı.
Leptin: Tokluk Hormonu mu, Kilo Verme Anahtarı mı?
Danışanlarımdan en sık duyduğum cümlelerden biri şu:
“Hocam, benim metabolizmam yavaş galiba.”
Oysa çoğu zaman mesele metabolizma değil, hormonal denge. İşte bu noktada karşımıza çok önemli bir hormon çıkıyor: Leptin.
Leptin, halk arasında “tokluk hormonu” olarak bilinir. Yağ hücrelerinden salgılanır ve beynimize, özellikle hipotalamusa, “Yeterince yedim, artık durabilirsin” mesajını iletir. Yani leptin aslında vücudumuzun enerji dengesini korumakla görevli bir kontrol mekanizmasıdır.
Peki o zaman neden fazla kilosu olan kişilerde iştah hâlâ yüksek olabiliyor?
İşte burada devreye leptin direnci giriyor.
Normal şartlarda yağ dokusu arttıkça leptin düzeyi de artar. Mantıken, daha fazla yağ dokusu daha fazla leptin demektir ve bu da iştahın azalmasını sağlamalıdır. Ancak bazı durumlarda beyin bu sinyali algılayamaz. Yani vücutta leptin vardır ama beyin “tokum” mesajını alamaz. Bu duruma leptin direnci diyoruz.
Leptin direnci olan bireylerde:
Sürekli açlık hissi olabilir
Tatlı ve karbonhidrat isteği artabilir
Kilo vermek zorlaşabilir
Verilen kilolar hızla geri alınabilir
Burada önemli bir noktayı vurgulamak isterim: Leptin direnci sadece “çok yemek” sonucu oluşmaz. Yetersiz uyku, kronik stres, yüksek şekerli beslenme, işlenmiş gıdalar ve sık yapılan şok diyetler de leptin dengesini bozar.
Özellikle uzun süreli çok düşük kalorili diyetler leptin seviyesini düşürür. Vücut bunu bir tehdit olarak algılar ve “enerji tasarrufuna” geçer. Metabolizma yavaşlar, iştah artar ve kilo verme süreci zorlaşır. Bu yüzden sürdürülebilir olmayan, çok kısıtlayıcı diyetler uzun vadede ters etki yaratabilir.
Peki leptini dengelemek mümkün mü?
Evet, ama sihirli bir besin ya da takviye ile değil. Leptin dengesi yaşam tarzı ile ilişkilidir.
İlk adım: Yeterli ve kaliteli uyku.
Gecelik 6 saatin altında uyumak leptin düzeyini düşürürken, açlık hormonu ghrelini artırır. Yani az uyku daha çok açlık demektir.
İkinci adım: Rafine şeker ve ultra işlenmiş gıdaları azaltmak.
Kan şekeri dalgalanmaları leptin sinyalini bozabilir.
Üçüncü adım: Yeterli protein ve lif tüketmek.
Protein ve lif tokluk süresini uzatır, insülin dengesini destekler ve dolaylı olarak leptin mekanizmasına yardımcı olur.
Dördüncü adım: Direnç egzersizi yapmak.
Kas kütlesinin artması metabolik sağlığı iyileştirir ve hormonal dengeye katkı sağlar.
Ve belki de en önemlisi: Sık sık kilo alıp verme döngüsünden çıkmak.
Her şok diyet, her hızlı verilen kilo, hormonal sistemi biraz daha yorabilir.
Leptin bize şunu hatırlatır: Kilo kontrolü sadece “irade” meselesi değildir. Vücudumuz karmaşık bir sistemdir ve bu sistem güven ister, denge ister, süreklilik ister.
Eğer sürekli aç hissediyorsanız, diyete başladığınızda birkaç gün sonra kontrol kaybı yaşıyorsanız ya da verdiğiniz kiloları hızla geri alıyorsanız, belki de sorun iradenizde değil; hormonlarınızın verdiği sinyallerdedir.
Sağlıklı beslenme, vücudu cezalandırmak değil; onu anlamaktır.
Leptin de bu anlayışın en önemli parçalarından biridir.
Unutmayın, bedeniniz sizinle savaşmıyor. Sadece doğru mesajı almaya çalışıyor
Beslenme ve diyet dünyasının tanınmış isimlerinden Diyetisyen Nurdan Demirtaş, kilo verme sürecinde yaşanan tıkanıklıkların ardındaki gizli kahramanı açıkladı: Leptin hormonu. 13 Şubat 2026 tarihli köşe yazısında konuyu ele alan Demirtaş, "Metabolizmam yavaş" diyen pek çok danışanının asıl sorununun hormonal dengesizlik olduğunu vurguladı.
Leptin: Tokluk Hormonu mu, Kilo Verme Anahtarı mı?
Danışanlarımdan en sık duyduğum cümlelerden biri şu:
“Hocam, benim metabolizmam yavaş galiba.”
Oysa çoğu zaman mesele metabolizma değil, hormonal denge. İşte bu noktada karşımıza çok önemli bir hormon çıkıyor: Leptin.
Leptin, halk arasında “tokluk hormonu” olarak bilinir. Yağ hücrelerinden salgılanır ve beynimize, özellikle hipotalamusa, “Yeterince yedim, artık durabilirsin” mesajını iletir. Yani leptin aslında vücudumuzun enerji dengesini korumakla görevli bir kontrol mekanizmasıdır.
Peki o zaman neden fazla kilosu olan kişilerde iştah hâlâ yüksek olabiliyor?
İşte burada devreye leptin direnci giriyor.
Normal şartlarda yağ dokusu arttıkça leptin düzeyi de artar. Mantıken, daha fazla yağ dokusu daha fazla leptin demektir ve bu da iştahın azalmasını sağlamalıdır. Ancak bazı durumlarda beyin bu sinyali algılayamaz. Yani vücutta leptin vardır ama beyin “tokum” mesajını alamaz. Bu duruma leptin direnci diyoruz.
Leptin direnci olan bireylerde:
Sürekli açlık hissi olabilir
Tatlı ve karbonhidrat isteği artabilir
Kilo vermek zorlaşabilir
Verilen kilolar hızla geri alınabilir
Burada önemli bir noktayı vurgulamak isterim: Leptin direnci sadece “çok yemek” sonucu oluşmaz. Yetersiz uyku, kronik stres, yüksek şekerli beslenme, işlenmiş gıdalar ve sık yapılan şok diyetler de leptin dengesini bozar.
Özellikle uzun süreli çok düşük kalorili diyetler leptin seviyesini düşürür. Vücut bunu bir tehdit olarak algılar ve “enerji tasarrufuna” geçer. Metabolizma yavaşlar, iştah artar ve kilo verme süreci zorlaşır. Bu yüzden sürdürülebilir olmayan, çok kısıtlayıcı diyetler uzun vadede ters etki yaratabilir.
Peki leptini dengelemek mümkün mü?
Evet, ama sihirli bir besin ya da takviye ile değil. Leptin dengesi yaşam tarzı ile ilişkilidir.
İlk adım: Yeterli ve kaliteli uyku.
Gecelik 6 saatin altında uyumak leptin düzeyini düşürürken, açlık hormonu ghrelini artırır. Yani az uyku daha çok açlık demektir.
İkinci adım: Rafine şeker ve ultra işlenmiş gıdaları azaltmak.
Kan şekeri dalgalanmaları leptin sinyalini bozabilir.
Üçüncü adım: Yeterli protein ve lif tüketmek.
Protein ve lif tokluk süresini uzatır, insülin dengesini destekler ve dolaylı olarak leptin mekanizmasına yardımcı olur.
Dördüncü adım: Direnç egzersizi yapmak.
Kas kütlesinin artması metabolik sağlığı iyileştirir ve hormonal dengeye katkı sağlar.
Ve belki de en önemlisi: Sık sık kilo alıp verme döngüsünden çıkmak.
Her şok diyet, her hızlı verilen kilo, hormonal sistemi biraz daha yorabilir.
Leptin bize şunu hatırlatır: Kilo kontrolü sadece “irade” meselesi değildir. Vücudumuz karmaşık bir sistemdir ve bu sistem güven ister, denge ister, süreklilik ister.
Eğer sürekli aç hissediyorsanız, diyete başladığınızda birkaç gün sonra kontrol kaybı yaşıyorsanız ya da verdiğiniz kiloları hızla geri alıyorsanız, belki de sorun iradenizde değil; hormonlarınızın verdiği sinyallerdedir.
Sağlıklı beslenme, vücudu cezalandırmak değil; onu anlamaktır.
Leptin de bu anlayışın en önemli parçalarından biridir.
Unutmayın, bedeniniz sizinle savaşmıyor. Sadece doğru mesajı almaya çalışıyor
Ajanslar tarafından eklenen tüm haberler, sitemizin editörlerinin müdahalesi olmadan ajans kanallarından çekilmektedir. Bu haberlerde yer alan hukuki muhataplar haberi geçen ajanslar olup sitemizin hiç bir editörü sorumlu tutulamaz...
Habere ifade bırak !
Bu habere hiç ifade kullanılmamış ilk ifadeyi siz kullanın.
Habere ait etiket tanımlanmamış.
Okuyucu Yorumları
(0)
Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.