Zaman zaman, insanların bize bilerek ya da bilmeyerek yaptığı haksızlıklar karşısında vicdanımız sızlar. Dönem dönem bu durum bizi rahatsız etse de, içimizden bir ses bunu düşünmenin zararlı değil, aksine insani bir şey olduğunu hatırlatır. Çünkü vicdanlı olmak, kimse yokken bile karşımızdaki kişiyle empati kurabilmek, onun yaşadıklarını kendi açısından anlamaya çalışmaktır.
Ama gel gelelim, vicdanlı olduğumuzda ve yaşadıklarımızı etrafımızdaki insanlara anlattığımızda sıkça benzer cümlelerle karşılaşırız:
“Fazla iyi niyetlisin”,
“Çok büyütüyorsun”,
“Boş ver, herkes kendi ekmeğinin peşinde”,
“Sen elinden geleni yaptıysan gerisi seni ilgilendirmez.”
Oysa vicdanlı insanlar için bu kadar kolay değildir. Çünkü gereğinden fazla empati bir anda bırakılabilen bir şey değildir. Çoğu zaman çocukluktan itibaren öğrenilmiş, yerleşmiş bir davranış biçimidir.
Bazen başınızı yastığa koyduğunuzda aslında %100 rahat olduğunuzu hissedersiniz ama yine de karşınızdaki kişiyi düşünmeden duramazsınız. Böyle zamanlarda yaşananları üçüncü bir gözle değerlendirmeye çalışmak insana iyi gelebilir. Bunun için basit bir yöntem denenebilir: Karşınıza boş bir sandalye koyup hem kendi hikâyenizi hem de karşınızdaki kişinin yaşadıklarını o sandalyeye anlatabilirsiniz. Ardından sandalyeye siz oturup anlattıklarınızı, sanki dışarıdan biri gibi dinlemeye çalışabilirsiniz. Bu şekilde bakıldığında, neyin gerçekten bizim sorumluluğumuz olduğu, neyin olmadığını daha net görmek mümkün olur.
Vicdanlı olmak asla kötü bir şey değil. Ama gereğinden fazla vicdan, insanı zamanla yoruyor ve tüketiyor. Böyle durumlarda yapılabilecek en sağlıklı şey, sadece kendi sorumluluğumuzu yerine getirip gerisini bırakabilmek. Çünkü başkalarını kontrol edemeyiz ve onların aldıkları kararların sonuçları bize ait değil.
Vicdan bazen insanı yorar ama onu tamamen kaybetmek, çok daha ağır bir yüktür.
Sağlıcakla kalın.