Dedikodu dediğimiz şey bazen çok masum gibi görünür. Arkadaş grubuyla otururuz, başka bir insanın ne yaptığı hakkında konuşuruz. Eğer o kişi bizden daha başarılıysa “Nasıl oldu da bu kadar başarılı oldu?” deriz. Sonra da başarısını küçümsemeye çalışırız. “Kesin başka işler çevirmiştir”, “O kadar da yetenekli biri değildi” gibi cümleler kurarız.
Eğer kişi bizimle aynı seviyedeyse ama kötü bir dönemden geçiyorsa bu sefer de “Bak gördün mü, zaten yanlış karar verdi”, “Ben olsam öyle yapmazdım” deriz. Çünkü bu da bize gizli gizli iyi hissettirir.
Bence dedikodu aslında başkasını anlatmak değil, kendini anlatmaktır.
Birisi başka birinin başarısını küçümsüyorsa, çoğu zaman o başarı kendi içinde eksik hissettiği bir yere dokunuyordur. Mesela eski bir arkadaşınızın şirket sahibi olduğunu öğrendiğinizde “Kesin bir yolunu bulmuştur” diyorsanız, aslında içinizde “Ben de bunu istiyordum ama yapamadım” duygusu olabilir.
Aynı şekilde birisi başarısız olduğunda onu aşağılamak da çoğu zaman “Ben en azından onun gibi değilim” diyerek kendini rahatlatma biçimidir. Yani dedikodu bazen insanların kendi yetersizlik duygularını, kıskançlıklarını ve korkularını gizleme şeklidir.
Çünkü insan kendisiyle ilgili temasını kaybettiğinde, kendi hayatına odaklanamadığında, eksik hissettiği yerleri başkaları üzerinden konuşmaya başlar. Başkasını küçülttükçe kendini büyütmeye çalışır.
Ama insan gerçekten kendi hayatıyla meşgulse, kendi hedeflerine odaklandıysa, kendi yolunda ilerliyorsa başkalarının ne yaptığıyla daha az ilgilenir. Çünkü kendi hayatı zaten ona yeterince dolu gelir.
Tabii ki herkes zaman zaman birilerinin arkasından konuşabilir. Bu çok insani bir şey. Ama birisinin başarısını küçümsemek ya da düştüğü zaman daha da yere vurmak artık sadece dedikodu değildir. Bu, insanın kendi içindeki eksikliği başkası üzerinden göstermesidir.
Belki de bu yüzden bir insanın başkaları hakkında söyledikleri, en çok da kendisi hakkında fikir verir.
Yorumlarda buluşalım, sağlıcakla kalın.