Ama o insanlarla yan yana gelip bir yerde oturduğumuzda tablo bambaşka. Herkes ya ekonomiden şikayet ediyor, ya devlet yönetiminden, ya ilişkilerinden, ya da içinde bulunduğu sosyal hayattan.
Burada bir iki yüzlülük yok mu sizce?
İnsan, kendi içinde hatta kendisine karşı bile dürüst olamazken, sosyal medyada sadece iyi anlarını paylaşıp sanki hayatını yirmi dört saat o halde yaşıyormuş gibi gösteriyor. Bana kalırsa bu durum, yaşanan zorlukların en net göstergelerinden biri.
Kendi gözlemlerime dayanarak söylüyorum. Uzun zamandır sosyal medyada görmediğim insanlarla yüz yüze konuşma fırsatı bulduğumda, hiçbirinin sosyal medyada göründüğü kadar mutlu olduğuna şahit olmadım. Özellikle söylüyorum, bir kişi bile çıkıp ben hayatımdan mutluyum demedi.
Peki neden gerçeklikten bu kadar uzaklaşıp sosyal medyada kendimizi olmak istediğimiz gibi ya da mutluymuş gibi göstermeye çalışıyoruz?
Bence bunun altında konfor alanından çıkamamak yatıyor. Çünkü yaşanan zorluklarla baş edebilmek ve mücadele edebilmek için bir noktada aksiyon almak gerekiyor. Aksiyon almaktan yorulan ya da konfor alanından çıkmak istemeyen insanlar ise sanki hayatları boyunca hep mutluymuş gibi poz veriyor.
Mükemmel bir tatile gidip günde yirmi paylaşım yapan ama arka planda kredi borçlarıyla boğuşan insanları görmek de bu yüzden artık şaşırtıcı gelmiyor.
Ben kendi kendime şunu soruyorum.
İnsanların bizi mutlu gördüğünde hissedecekleri şey en fazla bir ya da iki dakika. Birileri diyecek ki Ahmet’i Antalya sahillerinde gördüm. Ayşe Fransa’ya gitmiş.
Peki sırf insanlar bizi bir dakikalığına böyle konuşsun diye gerçeklikten uzaklaşıp borcun harcın altına girmeye değer mi?
Belki de başkalarının ne düşündüğüne bu kadar odaklanmak yerine kendi içimize dönüp gerçekten ne istediğimizi sorgulamalıyız. Belki Fransa’ya gitmek bile istemiyoruz. Belki evde oturup dizi izlemek, bedenimize ve ruhumuza çok daha iyi geliyor. Bunu bildiğimiz halde sırf başkalarının onayını almak için kendimizi zor duruma sokmak, bence hem bedenimize hem de kendimize yaptığımız en büyük haksızlık.
Siz ne düşünüyorsunuz?
Yorumlarda buluşalım.