Biraz duygusal şarkı dinleyelim, ne dersiniz?
Hava biraz bulutlu…
Biraz da yağmur çiseliyor…
Ya da durduk yere kendimizi bir anda Müslüm Gürses’ten Nilüfer şarkısını dinlerken buluyoruz. Üstelik bir kez de yetmiyor, üst üste dinliyoruz. Duyguların içinde kayboluyoruz ve sonra bir bakmışız ki, bunları dinledikçe rahatlıyoruz.
Peki niye hiçbir şey yokken, ya da havanın ufak bir esintisiyle duygusal şarkılara gideriz? Ve nasıl olur da bu şarkılar bizi daha da üzmesi gerekirken rahatlatır?
Bence bunun cevabı, insanın kendiyle yüzleşme biçiminde yatıyor. Biz, çoğu zaman duygularımızı kelimelerle değil, müzikle ifade ediyoruz. Dinlediğimiz bir şarkıyla bazen çocukluğumuzdan bir anı gelir aklımıza, bazen sevgilimizle yaşadığımız bir tartışma, bazen de hayalini kurduğumuz ama hâlâ sahip olamadığımız bir aşk… Aslında o şarkıları dinledikçe zihnimiz, bu duyguları tekrar tekrar işliyor.
Beynimize küçük odacıklar gibi bakın. Her anı, her duygu bir yere yerleştiriliyor. Müzik dinlediğimizde ise özellikle beynimizdeki amigdala dediğimiz duygu merkezinde bu anılar yeniden düzenleniyor. Sanki zihnimizdeki dağınık sayfalar tek tek toplanıyor, kitap gibi raflara yerleştiriliyor. İşte müziğin şifası biraz da tam burada başlıyor.
Müzik dinlemediğimiz anlarda duygular bazen bizi ele geçiriyor. Ama bir şarkı açtığımızda o duyguya güvenli bir alan açılmış oluyor. Ağlamak, iç geçirmek, susmak… Hepsi aynı anda yaşanabiliyor. İnsan bu yüzden rahatlıyor. Çünkü bastırmak yerine hissetmeye izin veriyor.
Her duygusal şarkı dinlemek “iyice dağıldık” anlamına gelmez. Bazen beynimiz, içimizde çözümleyemediğimiz şeyleri çözebilmek için bizi bu şarkılara yönlendirir. Bu bir kaçış değil, aslında kendini onarma biçimidir.
Belki de damar şarkılar tam olarak bu yüzden bu kadar iyi gelir. Çünkü biz o şarkılarda başkasını değil, en çok kendimizi dinleriz.
Peki sizin sevdiğiniz duygusal şarkı nedir?
Yorumlarda buluşalım.
Sağlıcakla kalın!