Sınır koymak, insanın kendine geri dönmesini sağlayan güçlü bir adım. Kişi neyi kabul edip etmeyeceğini ifade ettiğinde, içsel bir rahatlama ortaya çıkar; nefes genişler, zihin berraklaşır. Ama aynı zamanda hafif bir tedirginlik de eşlik edebilir. “Acaba fazla mı sert oldum?” sorusu, çoğu zaman o rahatlamanın hemen yanına yerleşir.
İlişkilerdeki İkili Duygu
İlişkilerde bu ikili duygu daha belirgin bir hâl alır. Bazı insanlar, karşı tarafı kaybetme korkusu nedeniyle sessiz kalmayı tercih eder. İsteklerini söylemek yerine içe atmak, kısa vadede çatışmayı önler gibi görünse de uzun vadede içsel bir yorgunluk yaratır. Bazen de kişi, duygusunu anlatmakta zorlandığı için bir anda uzaklaşmayı seçer; sanki bir cümle kurmak, tamamen kaybolmaktan daha ağırmış gibi.
Çocukluktan Gelen Kalıplar
Bu davranışların çoğu, çocukluk döneminde öğrenilen ilişki kalıplarından beslenir. Kendi alanını korumaya çalışan bir çocuk, karşılığında öfke, küslük veya ceza bulduğunda “hayır” kelimesinin tehlikeli bir şey olduğuna inanır. Yetişkinlikte de benzer bir duygu kendini gösterir; bir sınır cümlesi kurmak bile riskli hissettirebilir.
Kopuş Değil, Açıklık
Oysa sınır koymak bir kopuş değil, bir açıklık biçimi. Kişi, “bunu istiyorum” ya da “bunu kabul edemem” dediğinde aslında hem kendine hem karşısındaki insana dürüst davranır. Bu tutum, ilişkiyi zayıflatmak yerine güçlendirebilir; çünkü netlik, belirsizlikten daha güvenli bir zemin sağlar.
Sınır cümleleri çoğu zaman özgürlük hissi getirir; fakat bu özgürlüğün yanında suçluluk da belirebilir. Bu suçluluk, yanlış bir adımın değil, geçmişten kalan öğrenilmiş korkuların izidir.
Özgürlüğün Sınırı
Zamanla kişi, kendine alan açtıkça, ilişkiler daha berrak hâle gelir ve “hayır” demek sıradan bir ifadeye dönüşür. Sonuçta sınır koymak, birini dışarı itmek anlamı taşımaz. Asıl anlamı, insanın kendi değerini ve içsel alanını korumasıdır.
Peki siz sınırlarınızı koruyabiliyor musunuz?
Sağlıcakla kalın!
