Aşık olmak ne kadar güzel bir duygu olsa da, gelin bir de işin biyolojik tarafına bakalım.
Öncelikle, “karnımızda kelebekler uçuşuyor” diye tarif ettiğimiz his aslında beynimizin ve sinir sistemimizin ortak çalışmasının bir sonucu. Hoşlandığımız kişiyi gördüğümüzde veya düşündüğümüzde beynimiz dopamin, adrenalin ve noradrenalin salgılamaya başlar. Bu hormonlar kalp atışlarımızı hızlandırır, heyecan hissi yaratır ve kan akışını sindirim sisteminden kaslara yönlendirir. İşte bu yüzden midemizde hafif bir boşluk, çekilme veya kelebeklerin kanat çırpmasına benzeyen o tuhaf ama güzel hissi yaşarız.
Peki ya neden bir anda dünyaya pembe gözlüklerle bakmaya başlarız?
Bunun sebebi de beynimizin ödül sistemidir. Aşk sırasında salgılanan dopamin, serotonin, oksitosin ve endorfin gibi kimyasallar mutluluk, bağlılık ve haz duygularını artırır. Bu nedenle sevdiğimiz kişinin kusurlarını daha az görür, küçük şeylerden daha fazla keyif alır ve kendimizi adeta bir hayalin içinde yaşıyormuş gibi hissedebiliriz. Bilim insanları, aşık olma döneminde beynin bazı bölgelerinin daha aktif, eleştirel düşünmeyle ilgili bazı bölgelerinin ise daha az aktif çalıştığını gösteriyor. Belki de bu yüzden “aşkın gözü kördür” sözü yüzyıllardır dilden dile dolaşıyor.
Yaz mevsimiyle birlikte bu konuyu sizlerle paylaşmak istedim. Evet, gerçekten aşık olmak güzel… Karnımızda uçuşan kelebekler de güzel, dünyanın ağırlığını bir süreliğine unutturup hayata daha umutlu ve daha pozitif bakmamızı sağlayan o biyolojik süreç de güzel.
Belki de bazen durup sadece kalbimize değil, beynimize, hormonlarımıza ve bedenimize de teşekkür etmeliyiz. Çünkü tüm bu karmaşık sistemler sayesinde, insan olmanın en güzel deneyimlerinden birini yaşayabiliyoruz: sevmeyi ve aşık olmayı.