Sosyolog Öznur Eker’den Sarsıcı İtiraf: "Diplomalarımı Vestiyere Astım, Sadece Anne Oldum"

AİLE DANIŞMANI
 

Sosyolog Öznur Eker’den Sarsıcı İtiraf: "Diplomalarımı Vestiyere Astım, Sadece Anne Oldum"

Uzman Sosyolog ve Aile Danışmanı Öznur Eker, profesyonel bilgi birikimi ile ebeveynlik pratiği arasındaki büyük çatışmayı kaleme aldı. Eker, kendi kızının kaygısı karşısında "uzman" kimliğinin nasıl hükümsüz kaldığını ve iyileşmenin bir sorunu çözmekten değil, o sorunun içinde çocukla beraber "sessizce durabilmekten" geçtiğini vurguladı.
​Profesyonel hayatım boyunca bu konu hakkında ailelerle konuştum.Masamın üzerindeki diplomalar, raflarımdaki Jung’dan Gottman’a uzanan o devasa literatür  bana ebeveynliğin rasyonel bir süreç, bir "yönetim biçimi" olduğunu fısıldıyordu. Bir çocuk kaygılandığında yapılacaklar belliydi: Kaygıyı dışsallaştır, somatik belirtileri takip et, çocuğun özerklik alanına saygı duy... Teori berraktı, yöntemler sarsılmazdı. ​Ta ki akşam olup o  kapıdan dışarı çıkana, uzman kimliğimi vestiyere asıp sadece "anne" olana kadar. ​Dokuz yaşındaki kızımın, zihnindeki o bitmek bilmeyen "Eksik mi yaptım?" fırtınasıyla boğuştuğunu izlerken, .... Çantasını beşinci kez kontrol edişi, odasının kapısının açısı üzerine kurduğu o sessiz ama derin takıntı, saçıyla oynarken dalıp gidişi veya farkında olmadan elini ısırması... Bir uzman olarak notlarıma "regülasyon arayışı" veya "somatik dışavurum" yazardım. Ancak bir anne olarak hissettiğim tek şey, boğazımda düğümlenen o çaresiz söküktü:  "Ben nerede hata yapıyorum?" ​İşte tam o an, kızımın sitemi bir tokat gibi değil, bir "uyanış" gibi çarptı yüzüme: "Sürekli şunu yap, bunu yap diyorsunuz!" ​Bu cümle, aslında bir çocuğun kendi varoluş alanını koruma çabasıydı. Bir aile danışmanı olarak başkalarına "çocuğun sorumluluk almasına izin verin" derken, kendi evimde kızımın hata yapma, unutma, hatta biraz "dağılma" hakkını; kendi mükemmeliyetçi rehberliğimle elinden aldığımı fark ettim. Biz ebeveynler, çocuklarımızın hayatını kolaylaştırmaya çalışırken aslında farkında olmadan onlara şu mesajı fısıldıyoruz: "Sen tek başına yeterli değilsin, ben müdahale etmezsem her şey eksik kalır." ​Terzi kendi söküğünü dikemezmiş... Bu sadece bir atasözü değil, psikolojik bir gerçeklik. Çünkü o sökük sizin canınızdan bir parçaysa, iğneyi batıracak yeri seçerken eliniz titrer. Bilgi zihinde kalır ama evlat kokusunun olduğu yerde objektiflik hükümsüzdür. Kendi çocuğumuzun kaygısı, bizim "başarısızlık" korkumuza dönüştüğü an; rehberlik biter, güç savaşı başlar. ​Peki, ne yapmalı? Dün bir "eylemsizlik" deneyi başlattım. Uzman şapkamı rafa kaldırdım, "doğruyu bilen danışman" sesimi susturdum. Sadece Öznur olarak kızımın yanına oturdum. Çantası eksik mi kaldı? Müdahale etmedim. Kapısı istediği gibi durmuyor mu? Düzeltmedim. Saçıyla mı oynuyor? "Bırak" demedim. Sadece o kaosa, o huzursuzluğa eşlik ettim. ​Fark ettim ki; iyileşme, bir sorunu "çözmekte" değil, o sorunun içinde beraberce güvenle durabilmekteymiş. Biz ebeveynler sustuğumuzda, çocukların kendi iç sesleri konuşmaya başlıyor. Biz kontrolü bıraktığımızda, onlar kendi sorumluluklarını (ve hatalarını) sahiplenmeye cesaret ediyorlar. ​Bu yazı, bugün kendisini "yetersiz" hisseden tüm meslektaşlarıma ve ebeveynlere... Eğer bugün çocuğunuzla çatıştıysanız, sabrınız taştıysa ya da bildiğiniz her şeyi unutup sadece çaresizce baktıysanız; lütfen kendinize şefkat gösterin. Çocuğunuzun mükemmel bir "yol göstericiye" değil, onunla beraber kaybolmaya cesaret edebilecek, hata yapan ama her zaman orada olan o "insan" halinize ihtiyacı var. ​Bazen en büyük profesyonellik; her şeyi bilmek değil, sevgi adına her şeyi unutabilmek ve o sökükle beraber sessizce oturabilmektir. Çünkü hayatın en değerli dersleri, bizim müdahale etmediğimiz o "eksik" anlarda gizlidir. 
Uzman Sosyolog ve Aile Danışmanı Öznur Eker, profesyonel bilgi birikimi ile ebeveynlik pratiği arasındaki büyük çatışmayı kaleme aldı. Eker, kendi kızının kaygısı karşısında "uzman" kimliğinin nasıl hükümsüz kaldığını ve iyileşmenin bir sorunu çözmekten değil, o sorunun içinde çocukla beraber "sessizce durabilmekten" geçtiğini vurguladı.


​Profesyonel hayatım boyunca bu konu hakkında ailelerle konuştum.Masamın üzerindeki diplomalar, raflarımdaki Jung’dan Gottman’a uzanan o devasa literatür  bana ebeveynliğin rasyonel bir süreç, bir "yönetim biçimi" olduğunu fısıldıyordu.

Bir çocuk kaygılandığında yapılacaklar belliydi: Kaygıyı dışsallaştır, somatik belirtileri takip et, çocuğun özerklik alanına saygı duy... Teori berraktı, yöntemler sarsılmazdı.


​Ta ki akşam olup o  kapıdan dışarı çıkana, uzman kimliğimi vestiyere asıp sadece "anne" olana kadar.


​Dokuz yaşındaki kızımın, zihnindeki o bitmek bilmeyen "Eksik mi yaptım?" fırtınasıyla boğuştuğunu izlerken, ....

Çantasını beşinci kez kontrol edişi, odasının kapısının açısı üzerine kurduğu o sessiz ama derin takıntı, saçıyla oynarken dalıp gidişi veya farkında olmadan elini ısırması... Bir uzman olarak notlarıma "regülasyon arayışı" veya "somatik dışavurum" yazardım.

Ancak bir anne olarak hissettiğim tek şey, boğazımda düğümlenen o çaresiz söküktü: 
"Ben nerede hata yapıyorum?"


​İşte tam o an, kızımın sitemi bir tokat gibi değil, bir "uyanış" gibi çarptı yüzüme: "Sürekli şunu yap, bunu yap diyorsunuz!"


​Bu cümle, aslında bir çocuğun kendi varoluş alanını koruma çabasıydı. Bir aile danışmanı olarak başkalarına "çocuğun sorumluluk almasına izin verin" derken, kendi evimde kızımın hata yapma, unutma, hatta biraz "dağılma" hakkını; kendi mükemmeliyetçi rehberliğimle elinden aldığımı fark ettim. Biz ebeveynler, çocuklarımızın hayatını kolaylaştırmaya çalışırken aslında farkında olmadan onlara şu mesajı fısıldıyoruz: "Sen tek başına yeterli değilsin, ben müdahale etmezsem her şey eksik kalır."


​Terzi kendi söküğünü dikemezmiş...

Bu sadece bir atasözü değil, psikolojik bir gerçeklik. Çünkü o sökük sizin canınızdan bir parçaysa, iğneyi batıracak yeri seçerken eliniz titrer. Bilgi zihinde kalır ama evlat kokusunun olduğu yerde objektiflik hükümsüzdür.

Kendi çocuğumuzun kaygısı, bizim "başarısızlık" korkumuza dönüştüğü an; rehberlik biter, güç savaşı başlar.


​Peki, ne yapmalı?

Dün bir "eylemsizlik" deneyi başlattım. Uzman şapkamı rafa kaldırdım, "doğruyu bilen danışman" sesimi susturdum.

Sadece Öznur olarak kızımın yanına oturdum.

Çantası eksik mi kaldı?

Müdahale etmedim.

Kapısı istediği gibi durmuyor mu?

Düzeltmedim.

Saçıyla mı oynuyor?

"Bırak" demedim.

Sadece o kaosa, o huzursuzluğa eşlik ettim.


​Fark ettim ki; iyileşme, bir sorunu "çözmekte" değil, o sorunun içinde beraberce güvenle durabilmekteymiş.

Biz ebeveynler sustuğumuzda, çocukların kendi iç sesleri konuşmaya başlıyor. Biz kontrolü bıraktığımızda, onlar kendi sorumluluklarını (ve hatalarını) sahiplenmeye cesaret ediyorlar.


​Bu yazı, bugün kendisini "yetersiz" hisseden tüm meslektaşlarıma ve ebeveynlere... Eğer bugün çocuğunuzla çatıştıysanız, sabrınız taştıysa ya da bildiğiniz her şeyi unutup sadece çaresizce baktıysanız; lütfen kendinize şefkat gösterin.

Çocuğunuzun mükemmel bir "yol göstericiye" değil, onunla beraber kaybolmaya cesaret edebilecek, hata yapan ama her zaman orada olan o "insan" halinize ihtiyacı var.


​Bazen en büyük profesyonellik; her şeyi bilmek değil, sevgi adına her şeyi unutabilmek ve o sökükle beraber sessizce oturabilmektir.

Çünkü hayatın en değerli dersleri, bizim müdahale etmediğimiz o "eksik" anlarda gizlidir. 

Habere ifade bırak !
Habere ait etiket tanımlanmamış.
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve ozgunbakis.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.