İrem Kahriman’dan Sarsıcı Soru: “Aileyi Kutsuyoruz, Peki Çocuğun Ruhunu Kim Duyuyor?”

28.02.2026 - 08:50, Güncelleme: 28.02.2026 - 08:50 73 kez okundu.
 

İrem Kahriman’dan Sarsıcı Soru: “Aileyi Kutsuyoruz, Peki Çocuğun Ruhunu Kim Duyuyor?”

Sosyolog ve Aile Danışmanı İrem Kahriman, toplumun en temel taşı olan "aile" kavramına farklı bir pencereden baktı. Kahriman, aileyi kutsallaştıran söylemlerin, çocukların bireysel deneyimlerini ve ruhsal ihtiyaçlarını gölgelememesi gerektiği konusunda uyardı.
Toplum Aileyi Kutsar, Peki Çocuğun Ruhunu Kim Kutsar? Toplumların en güçlü kurumu ailedir. Aile; kültürün, değerlerin, normların ve kimliğin aktarıldığı ilk sosyal alandır. Sosyolojik açıdan bakıldığında aile, bireyin toplumsallaşma sürecinin başladığı temel yapıdır. Ancak aileyi “kutsal” ilan eden söylem, çoğu zaman eleştirel bakışı askıya alır. Çünkü kutsal olan sorgulanmaz. Oysa psikoloji bize başka bir şey söyler: Bir çocuğun ruhsal gelişimi, yalnızca bir aileye sahip olmasıyla değil; o aile içinde görülmesi, duyulması ve duygusal olarak güvenli hissetmesiyle mümkündür.   Bağlanma kuramının öncülerinden John Bowlby, çocuğun bakım verenle kurduğu ilişkinin tüm yaşam boyu sürecek ilişki örüntülerini şekillendirdiğini belirtir. Güvenli bağlanma; çocuğun duygularının ciddiye alındığı, ihtiyaçlarının tutarlı biçimde karşılandığı ve koşulsuz kabul gördüğü bir ortamda gelişir. Aksi durumda çocuk, hayatta kalmayı öğrenir ama kendisi olmayı öğrenemez.   Toplumsal söylemde sıkça duyduğumuz “Ama o senin annen/baban” cümlesi, çoğu zaman çocuğun deneyimini görünmez kılar. Oysa aile olmak, otomatik olarak duygusal güvenlik sağlamak anlamına gelmez. Fiziksel ihtiyaçların karşılanması yeterli değildir; çocuğun ruhu da korunmaya ve tanınmaya ihtiyaç duyar.   Aile içindeki iletişim biçimleri, kuşaktan kuşağa aktarılır. Küçümsenen duygular, bastırılan öfke, koşullu sevgi ve kıyas kültürü; görünmez ama derin izler bırakır. Çocuk, ailesini korumak için çoğu zaman kendi duygularını inkâr eder. Toplum aileyi kutsarken, çocuk çoğu zaman sessizleşir. Bu noktada asıl soru şudur: Aileyi kutsarken, çocuğun öznel deneyimini ne kadar kutsuyoruz? Gerçek kutsallık, sorgulanamazlıkta değil; sorumlulukta yatar.   Aileyi idealize etmek yerine, onu daha sağlıklı ve güvenli kılmaya çalışmak gerekir. Çünkü bir toplumun ruh sağlığı, çocuklarının ruhuna gösterdiği özenle ölçülür.   Ve belki de en önemli şey şudur: Çocuğun ruhu, en çok anlaşıldığında korunur.
Sosyolog ve Aile Danışmanı İrem Kahriman, toplumun en temel taşı olan "aile" kavramına farklı bir pencereden baktı. Kahriman, aileyi kutsallaştıran söylemlerin, çocukların bireysel deneyimlerini ve ruhsal ihtiyaçlarını gölgelememesi gerektiği konusunda uyardı.

Toplum Aileyi Kutsar, Peki Çocuğun Ruhunu Kim Kutsar?

Toplumların en güçlü kurumu ailedir. Aile; kültürün, değerlerin, normların ve kimliğin aktarıldığı ilk sosyal alandır. Sosyolojik açıdan bakıldığında aile, bireyin toplumsallaşma sürecinin başladığı temel yapıdır. Ancak aileyi “kutsal” ilan eden söylem, çoğu zaman eleştirel bakışı askıya alır. Çünkü kutsal olan sorgulanmaz.
Oysa psikoloji bize başka bir şey söyler:
Bir çocuğun ruhsal gelişimi, yalnızca bir aileye sahip olmasıyla değil; o aile içinde görülmesi, duyulması ve duygusal olarak güvenli hissetmesiyle mümkündür.
 
Bağlanma kuramının öncülerinden John Bowlby, çocuğun bakım verenle kurduğu ilişkinin tüm yaşam boyu sürecek ilişki örüntülerini şekillendirdiğini belirtir. Güvenli bağlanma; çocuğun duygularının ciddiye alındığı, ihtiyaçlarının tutarlı biçimde karşılandığı ve koşulsuz kabul gördüğü bir ortamda gelişir. Aksi durumda çocuk, hayatta kalmayı öğrenir ama kendisi olmayı öğrenemez.
 
Toplumsal söylemde sıkça duyduğumuz “Ama o senin annen/baban” cümlesi, çoğu zaman çocuğun deneyimini görünmez kılar. Oysa aile olmak, otomatik olarak duygusal güvenlik sağlamak anlamına gelmez. Fiziksel ihtiyaçların karşılanması yeterli değildir; çocuğun ruhu da korunmaya ve tanınmaya ihtiyaç duyar.
 
Aile içindeki iletişim biçimleri, kuşaktan kuşağa aktarılır. Küçümsenen duygular, bastırılan öfke, koşullu sevgi ve kıyas kültürü; görünmez ama derin izler bırakır. Çocuk, ailesini korumak için çoğu zaman kendi duygularını inkâr eder. Toplum aileyi kutsarken, çocuk çoğu zaman sessizleşir.
Bu noktada asıl soru şudur:
Aileyi kutsarken, çocuğun öznel deneyimini ne kadar kutsuyoruz?
Gerçek kutsallık, sorgulanamazlıkta değil; sorumlulukta yatar.
 
Aileyi idealize etmek yerine, onu daha sağlıklı ve güvenli kılmaya çalışmak gerekir. Çünkü bir toplumun ruh sağlığı, çocuklarının ruhuna gösterdiği özenle ölçülür.
 
Ve belki de en önemli şey şudur:
Çocuğun ruhu, en çok anlaşıldığında korunur.
Habere ifade bırak !
Habere ait etiket tanımlanmamış.
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve ozgunbakis.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.
https://ad.reklm.com/aff_c?offer_id=62376&aff_id=40396