Sınıfta karnesi parlak, sınav sonuçları kusursuz, öğretmenlerinin gözünde “örnek öğrenci” olarak görülen bir çocuk düşünün. Ödevlerini eksiksiz yapıyor, testlerde tam puan alıyor, yarışmalarda dereceye giriyor. Dışarıdan bakıldığında her şey yolunda. Ama teneffüste yalnız. Başarısız olmaktan korkuyor. Hata yapma ihtimali onu felç ediyor. Ve en önemlisi, neyi neden yaptığını bilmiyor.
Bugün eğitim sistemimizin ürettiği en görünmez krizlerden biri tam da burada başlıyor: Yüksek notlu ama mutsuz bir nesil.
Başarıyı Notla Ölçmenin Psikolojik Bedeli
Çocuk gelişimi literatürü bize şunu söyler: Bir bireyin sağlıklı benlik algısı, koşulsuz kabul ve içsel motivasyonla inşa edilir. Oysa biz çocuklarımıza çok erken yaşta şu mesajı veriyoruz: “Ne kadar başarılıysan, o kadar değerlisin.”
Bu mesaj açıkça söylenmese bile sistemin dili budur.
Not, çocuğun kimliğine dönüşür. 100 alan çocuk “iyi”, 70 alan çocuk “yetersiz” olur. Zamanla çocuk kendi iç sesiyle değil, dış dünyanın alkışıyla yaşamaya başlar. Psikolojide buna koşullu özdeğer denir. Kişi, değerli hissetmek için sürekli performans üretmek zorundadır.
Bu durum kısa vadede yüksek başarı getirebilir. Ama uzun vadede kaygı bozuklukları, tükenmişlik, özgüven kırılmaları ve kimlik karmaşası doğurur.
Mükemmeliyetçilik: Sessiz Bir Yıkım
Yüksek notlu öğrencilerin önemli bir kısmı, aslında yoğun performans kaygısı taşır. Yanlış yapmaktan korkarlar. Risk almak istemezler. “En iyisi olmazsam kimim?” sorusu zihinlerinin arka planında sürekli çalışır.
Mükemmeliyetçilik dışarıdan disiplin gibi görünür; içeriden ise sürekli bir tehdit algısıdır.
Bu öğrenciler çoğu zaman:
Eleştiriye aşırı hassastır
Başarılarını küçümser
Küçük bir hatayı felaketleştirir
Dinlenirken bile suçluluk hisseder
Başarı, onların özgürlüğü değil; baskısı hâline gelir.
İçsel Motivasyonun Kaybı
Bir çocuğa sürekli ödül, takdir, not, sıralama sunarsanız; bir süre sonra öğrenmenin kendisi anlamını yitirir. Öğrenmek için değil, kazanmak için çalışır. Merakın yerini rekabet alır.
Oysa gerçek öğrenme, içsel motivasyonla beslenir. Çocuk bir konuyu anlamanın verdiği haz için çalıştığında kalıcı gelişim başlar. Ama sistem sürekli karşılaştırıyorsa, çocuk kendi yolunu değil başkasının temposunu izler.
Ve bir gün şu soru gelir:
“Ben gerçekten ne istiyorum?”
Ne yazık ki bu soru çoğu zaman üniversite yıllarında, hatta yetişkinlikte, bir kimlik krizinin ortasında sorulur.
Aile ve Toplum Baskısı: İyi Niyetli Bir Yanılgı
Veliler çocuklarının mutlu olmasını ister. Ancak mutluluğu güvenli bir gelecek, güvenli geleceği de yüksek akademik başarı üzerinden tanımlar. Böylece istemeden şu denklem kurulur:
Yüksek not = İyi üniversite = İyi iş = Mutlu hayat
Oysa psikolojik araştırmalar mutluluğun tek belirleyicisinin akademik ya da ekonomik başarı olmadığını defalarca göstermiştir. Anlam duygusu, sosyal bağlar, öz-yeterlik algısı ve duygusal dayanıklılık en az diploma kadar önemlidir.
Fakat biz çoğu zaman çocuğun ruh sağlığını değil, sıralamasını takip ediyoruz.
Rolü: Notun Ötesini Görmek
Bir eğitimci olarak belki de en kritik sorumluluğumuz şu:
Öğrencinin sadece performansını değil, psikolojik iyi oluşunu da görmek.
Yüksek not alan öğrencinin iyi olduğunu varsaymak büyük bir yanılgıdır. Bazen en sessiz çöküşler en başarılı görünen çocuklarda yaşanır.
Şunları sormaya cesaret etmeliyiz:
Bu çocuk öğrenmekten keyif alıyor mu?
Hata yapmaya tahammülü var mı?
Kendini notundan bağımsız değerli hissediyor mu?
Başarısızlıkla baş edebiliyor mu?
Eğer bu soruların cevabı “hayır” ise ortada bir başarı değil, bir kırılganlık vardır.
Tanımını Yeniden Yazmak
Belki de artık başarıyı yeniden tanımlama zamanı gelmiştir.
Başarı:
Sadece yüksek not almak değil,
Kendi potansiyelini keşfetmek,
Hata yapabilmek,
Denemeye cesaret etmek,
Ruh sağlığını koruyabilmek,
Kendini bir sınav sonucundan ibaret görmemektir.
Eğer bir öğrenci 100 alıyor ama kaygıdan uyuyamıyorsa, orada bir eksiklik vardır. Eğer bir genç hayallerini değil başkalarının beklentilerini yaşıyorsa, orada görünmeyen bir mutsuzluk vardır.
İyi Öğrenci mi, İyi İnsan mı?
Sınıfta yüksek not alan bir öğrenci yetiştirmek mümkündür.
Ama kendini tanıyan, değerli hisseden, hata yapmaktan korkmayan bir birey yetiştirmek daha zordur — ve daha değerlidir.
Eğitim sistemi belki not üretir.
Ama biz öğretmenler insan yetiştiririz.
Belki de artık şu soruyu sormalıyız:
Çocuklarımız başarılı mı, yoksa sadece başarılı görünüyor mu?
Çünkü bir nesil alkışlar arasında büyüyüp içten içe tükeniyorsa, mesele not değil; mesele anlamdır.
Ve anlamı kaybeden bir başarı, aslında başarısızlığın en parlak hâlidir.