Nur Cihan ÖRNEK - Eğitim Uzm.
Köşe Yazarı
Nur Cihan ÖRNEK - Eğitim Uzm.
 

Bir Öğretmeni Neden Kaybettik?

Geçtiğimiz günlerde hepimizi derinden sarsan bir haberle karşılaştık. Bir öğretmen, görev yaptığı okulda, öğrencilerinin arasında hayatını kaybetti. Fatma Nur Çelik adlı öğretmenin bir öğrencinin gerçekleştirdiği saldırı sonucu yaşamını yitirmesi yalnızca bir cinayet haberi değildir. Bu olay, eğitim sistemimizin, okul kültürümüzün ve toplum olarak geldiğimiz noktanın acı bir göstergesidir. Bir öğretmenin sınıfta, ders anlatırken hayatını kaybetmesi aslında hepimize şu soruyu sormamız gerektiğini gösteriyor: Bir öğretmeni neden koruyamadık? Okullar çocukların kendilerini güvende hissettikleri yerler olmak zorundadır. Ancak aynı zamanda öğretmenlerin de güven içinde görev yapabildikleri ortamlar olmalıdır. Bir öğretmen sınıfa girdiğinde aklında yalnızca öğrencilerine ne öğreteceği olmalıdır. Fakat günümüzde birçok öğretmenin zihninde farklı kaygılar da yer almaya başladı. Acaba sınıfta bir sorun çıkar mı? Bir öğrenci kontrolünü kaybeder mi? Bir veli tarafından haksız bir şekilde hedef gösterilir miyim? Ve artık daha ağır bir soru öğretmenlerin zihnini meşgul ediyor: Okulda gerçekten güvende miyim? Bir öğretmenin bu soruyu sormak zorunda kalması bile başlı başına eğitim sisteminin üzerinde düşünmesi gereken ciddi bir sorundur. Son yıllarda okullarda sıkça konuşulan bir konu da akran zorbalığıdır. Bir öğrencinin arkadaşını küçümsemesi, sistemli şekilde dışlanması, fiziksel görünüşüyle alay edilmesi ya da sosyal medya üzerinden aşağılanması çoğu zaman “çocuklar arasında olur böyle şeyler” diyerek geçiştiriliyor. Oysa eğitim bilimciler bu davranışların küçük görülmemesi gerektiğini uzun zamandır vurguluyor. Çünkü zamanında fark edilmeyen ve müdahale edilmeyen zorbalık davranışları zamanla daha büyük kırılmalara dönüşebiliyor. Bugün eğitim ortamlarında yaşanan birçok şiddet olayının arkasında, aslında yıllarca biriken öfke, dışlanmışlık ve iletişim problemleri bulunabiliyor. Böyle trajik olaylar yaşandığında toplum genellikle suçu tek bir kişiye yükleme eğilimi gösterir. “Problemli bir öğrenci” ifadesi en sık kullanılan açıklamalardan biridir. Ancak eğitim bilimi bize hiçbir davranışın boşlukta ortaya çıkmadığını öğretir. Bir çocuk öfkesini kontrol etmeyi nerede öğrenir? Bir genç saygıyı, empatiyi ve sınırları kimden görür? Bir öğrenci öğretmenini bir rehber olarak değil de bir hedef olarak görmeye nasıl başlar? Bu soruların cevapları yalnızca okulun içinde değil, ailede, sosyal çevrede ve toplumun genel değerler sisteminde saklıdır. Bir zamanlar öğretmenlik yalnızca bir meslek olarak görülmezdi. Öğretmenler toplumun en saygın figürlerinden biri olarak kabul edilirdi. Bir öğretmen sınıfa girdiğinde yalnızca ders anlatmaz, aynı zamanda bir neslin düşünce biçimini, değerlerini ve hayata bakışını şekillendirirdi. Ancak günümüzde öğretmenler giderek daha fazla baskı altında hissediyor. Veliler tarafından sürekli sorgulanan, sosyal medyada kolayca hedef gösterilen ve otoritesi giderek zayıflatılan bir meslek grubuna dönüşmeye başladı. Oysa bir toplum öğretmenine duyduğu saygıyı kaybettiğinde, aslında kendi geleceğinin temelini zayıflatmaya başlar. Çünkü öğretmen yalnızca bilgi aktaran kişi değildir; toplumun karakterini şekillendiren kişidir. Bugün eğitim sisteminin önünde önemli bir denge sorusu da bulunuyor: Okullarda disiplin mi eksik, yoksa rehberlik mi? Gerçek şu ki eğitim yalnızca katı kurallarla yürütülemez. Ama kuralların olmadığı bir ortamda da güvenli bir eğitim ortamı oluşturmak mümkün değildir. Bir öğrenci kendini anlaşılmış hissetmelidir; ancak aynı zamanda sınırların ve sorumlulukların da net olduğunu bilmelidir. Okul bir özgürlük alanıdır, fakat aynı zamanda bir sorumluluk alanıdır. Bu denge kurulamadığında eğitim ortamları kırılgan hale gelebilir. Belki de bugün kendimize sormamız gereken en önemli soru şudur: Biz çocuklarımıza ne öğretiyoruz? Yalnızca başarıyı mı? Rekabeti mi? Yoksa insan olmayı mı? Bir öğrenci matematikte, fen bilimlerinde ya da yabancı dilde çok başarılı olabilir. Ancak eğer bir insanın hayatını değersiz görebiliyorsa, orada eğitim eksik kalmış demektir. Çünkü eğitim yalnızca bilgi öğretmek değildir; eğitim aynı zamanda değer öğretmektir. Empatiyi, saygıyı, sorumluluğu ve birlikte yaşayabilme kültürünü kazandırmaktır. Fatma Nur öğretmen artık aramızda değil. Ancak onun kaybı bize çok ağır bir sorumluluk bırakıyor. Okulları yeniden güvenli alanlara dönüştürmek, öğretmenlerin itibarını ve otoritesini güçlendirmek, çocuklara empatiyi ve saygıyı yeniden öğretmek zorundayız. Çünkü bir toplum öğretmenlerini koruyamıyorsa, aslında kendi geleceğini koruyamıyordur. Bir öğretmeni kaybetmek yalnızca bir insanı kaybetmek değildir; bir toplumun vicdanından bir parçanın eksilmesidir.

Bir Öğretmeni Neden Kaybettik?


Geçtiğimiz günlerde hepimizi derinden sarsan bir haberle karşılaştık. Bir öğretmen, görev yaptığı okulda, öğrencilerinin arasında hayatını kaybetti. Fatma Nur Çelik adlı öğretmenin bir öğrencinin gerçekleştirdiği saldırı sonucu yaşamını yitirmesi yalnızca bir cinayet haberi değildir.

Bu olay, eğitim sistemimizin, okul kültürümüzün ve toplum olarak geldiğimiz noktanın acı bir göstergesidir. Bir öğretmenin sınıfta, ders anlatırken hayatını kaybetmesi aslında hepimize şu soruyu sormamız gerektiğini gösteriyor: Bir öğretmeni neden koruyamadık?
Okullar çocukların kendilerini güvende hissettikleri yerler olmak zorundadır. Ancak aynı zamanda öğretmenlerin de güven içinde görev yapabildikleri ortamlar olmalıdır.

Bir öğretmen sınıfa girdiğinde aklında yalnızca öğrencilerine ne öğreteceği olmalıdır. Fakat günümüzde birçok öğretmenin zihninde farklı kaygılar da yer almaya başladı.

Acaba sınıfta bir sorun çıkar mı? Bir öğrenci kontrolünü kaybeder mi? Bir veli tarafından haksız bir şekilde hedef gösterilir miyim?

Ve artık daha ağır bir soru öğretmenlerin zihnini meşgul ediyor: Okulda gerçekten güvende miyim? Bir öğretmenin bu soruyu sormak zorunda kalması bile başlı başına eğitim sisteminin üzerinde düşünmesi gereken ciddi bir sorundur.

Son yıllarda okullarda sıkça konuşulan bir konu da akran zorbalığıdır. Bir öğrencinin arkadaşını küçümsemesi, sistemli şekilde dışlanması, fiziksel görünüşüyle alay edilmesi ya da sosyal medya üzerinden aşağılanması çoğu zaman “çocuklar arasında olur böyle şeyler” diyerek geçiştiriliyor. Oysa eğitim bilimciler bu davranışların küçük görülmemesi gerektiğini uzun zamandır vurguluyor.

Çünkü zamanında fark edilmeyen ve müdahale edilmeyen zorbalık davranışları zamanla daha büyük kırılmalara dönüşebiliyor. Bugün eğitim ortamlarında yaşanan birçok şiddet olayının arkasında, aslında yıllarca biriken öfke, dışlanmışlık ve iletişim problemleri bulunabiliyor.

Böyle trajik olaylar yaşandığında toplum genellikle suçu tek bir kişiye yükleme eğilimi gösterir. “Problemli bir öğrenci” ifadesi en sık kullanılan açıklamalardan biridir. Ancak eğitim bilimi bize hiçbir davranışın boşlukta ortaya çıkmadığını öğretir. Bir çocuk öfkesini kontrol etmeyi nerede öğrenir?

Bir genç saygıyı, empatiyi ve sınırları kimden görür? Bir öğrenci öğretmenini bir rehber olarak değil de bir hedef olarak görmeye nasıl başlar? Bu soruların cevapları yalnızca okulun içinde değil, ailede, sosyal çevrede ve toplumun genel değerler sisteminde saklıdır.

Bir zamanlar öğretmenlik yalnızca bir meslek olarak görülmezdi. Öğretmenler toplumun en saygın figürlerinden biri olarak kabul edilirdi. Bir öğretmen sınıfa girdiğinde yalnızca ders anlatmaz, aynı zamanda bir neslin düşünce biçimini, değerlerini ve hayata bakışını şekillendirirdi.

Ancak günümüzde öğretmenler giderek daha fazla baskı altında hissediyor. Veliler tarafından sürekli sorgulanan, sosyal medyada kolayca hedef gösterilen ve otoritesi giderek zayıflatılan bir meslek grubuna dönüşmeye başladı. Oysa bir toplum öğretmenine duyduğu saygıyı kaybettiğinde, aslında kendi geleceğinin temelini zayıflatmaya başlar. Çünkü öğretmen yalnızca bilgi aktaran kişi değildir; toplumun karakterini şekillendiren kişidir.

Bugün eğitim sisteminin önünde önemli bir denge sorusu da bulunuyor: Okullarda disiplin mi eksik, yoksa rehberlik mi? Gerçek şu ki eğitim yalnızca katı kurallarla yürütülemez.

Ama kuralların olmadığı bir ortamda da güvenli bir eğitim ortamı oluşturmak mümkün değildir. Bir öğrenci kendini anlaşılmış hissetmelidir; ancak aynı zamanda sınırların ve sorumlulukların da net olduğunu bilmelidir. Okul bir özgürlük alanıdır, fakat aynı zamanda bir sorumluluk alanıdır. Bu denge kurulamadığında eğitim ortamları kırılgan hale gelebilir.

Belki de bugün kendimize sormamız gereken en önemli soru şudur: Biz çocuklarımıza ne öğretiyoruz? Yalnızca başarıyı mı? Rekabeti mi? Yoksa insan olmayı mı?

Bir öğrenci matematikte, fen bilimlerinde ya da yabancı dilde çok başarılı olabilir. Ancak eğer bir insanın hayatını değersiz görebiliyorsa, orada eğitim eksik kalmış demektir. Çünkü eğitim yalnızca bilgi öğretmek değildir; eğitim aynı zamanda değer öğretmektir. Empatiyi, saygıyı, sorumluluğu ve birlikte yaşayabilme kültürünü kazandırmaktır.

Fatma Nur öğretmen artık aramızda değil. Ancak onun kaybı bize çok ağır bir sorumluluk bırakıyor. Okulları yeniden güvenli alanlara dönüştürmek, öğretmenlerin itibarını ve otoritesini güçlendirmek, çocuklara empatiyi ve saygıyı yeniden öğretmek zorundayız.

Çünkü bir toplum öğretmenlerini koruyamıyorsa, aslında kendi geleceğini koruyamıyordur. Bir öğretmeni kaybetmek yalnızca bir insanı kaybetmek değildir; bir toplumun vicdanından bir parçanın eksilmesidir.

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve ozgunbakis.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.