Nur Cihan ÖRNEK - Eğitim Uzm.
Köşe Yazarı
Nur Cihan ÖRNEK - Eğitim Uzm.
 

Sınıfın Yeni Öğrencisi: Yapay Zekâ ve Eğitimin Dönüşen Yüzü

  Tebeşirin tahtaya bıraktığı izden akıllı tahtaların dokunmatik yüzeyine, ansiklopedilerden dijital kütüphanelere… Eğitim tarihi, aslında insanlığın bilgiyle kurduğu ilişkinin tarihidir. Şimdi ise sınıflarımızın kapısından yeni bir “öğrenci” içeri giriyor: Yapay zekâ. Ama bu kez roller biraz karışık.   Çünkü o hem öğreniyor, hem öğretiyor; hem soruyor, hem cevaplıyor.   Bir eğitimci olarak yıllardır şuna inanırım: Eğitim yalnızca bilgi aktarmak değildir; merakı uyandırmak, düşünmeyi öğretmek ve karakter inşa etmektir.   Bugün yapay zekâ, tam da bu alanın merkezine yerleşmiş durumda. Peki bu bir tehdit mi, yoksa büyük bir fırsat mı?   Bilginin Demokratikleşmesi: Fırsat Eşiğinde Bir Nesil Yapay zekâ destekli araçlar sayesinde öğrenciler artık saniyeler içinde karmaşık bir konunun özetine ulaşabiliyor, farklı bakış açılarını görebiliyor, bireysel hızlarına göre öğrenebiliyorlar.   Bir öğrenci anlamadığı bir matematik problemini defalarca sorabiliyor; sıkılmadan, yargılanmadan, sabırla açıklayan bir sistemle karşılaşıyor.   Bu durum özellikle öğrenme güçlüğü yaşayan ya da sınıf temposuna ayak uydurmakta zorlanan öğrenciler için devrim niteliğinde.   Kişiselleştirilmiş öğrenme, yıllardır eğitim teorilerinde savunduğumuz ama kalabalık sınıflarda hayata geçirmek için zorlandığımız bir idealken, yapay zekâ bu ideali somut bir imkâna dönüştürüyor.   Ancak burada kritik bir soru var: Öğrenci bilgiye mi ulaşıyor, yoksa bilgi onun yerine mi düşünmeye başlıyor?   Kolaycılık Tuzağı mı, Derinleşme Fırsatı mı? Yapay zekâ, doğru kullanılmadığında öğrenciyi yüzeysel öğrenmeye itebilir. Hazır metinler, otomatik çözümler, anında üretilmiş ödevler…   Eğer eğitim sistemi hâlâ ezbere ve sonuç odaklı ölçmeye dayanıyorsa, yapay zekâ bu boşlukları doldurmakta gecikmeyecektir.   Ama sorun teknoloji değil; sorunun kaynağı pedagojik yaklaşımımızdır.   Eğer biz öğrencilerden yalnızca “doğru cevap” istiyorsak, yapay zekâ bu cevabı bizden hızlı verir. Fakat öğrenciden analiz, sentez, yorum, etik değerlendirme, özgün üretim bekliyorsak; işte o zaman yapay zekâ bir kopya aracı değil, düşünmeyi tetikleyen bir partner hâline gelir.   Belki de artık sormamız gereken soru şudur: “Bu ödevi yapay zekâ yapabiliyorsa, biz öğrenciden gerçekten ne bekliyoruz?”   Öğretmenin Rolü: Bilgi Aktarıcısından Rehbere Yapay zekânın eğitime etkisi en çok öğretmenin rolünü dönüştürüyor. Öğretmen artık bilginin tek kaynağı değil. Öğrenciler sınıfa, internetten ve yapay zekâdan edindikleri bilgilerle geliyorlar.   Bu durumda öğretmenin görevi değişiyor:    Bilgiyi aktarmak değil, bilgiyi sorgulatmak  Cevabı vermek değil, doğru soruyu sordurmak  İçeriği yetiştirmek değil, anlam inşa etmek   Öğretmen, öğrencinin dijital dünyada karşılaştığı bilgiyi süzmesine yardımcı olan bir rehber, bir etik pusula, bir düşünce mimarı olmak zorunda.   Çünkü yapay zekâ veri sunabilir; fakat değer öğretemez. Analiz yapabilir; fakat vicdan inşa edemez. Cümle kurabilir; fakat karakter yetiştiremez. İşte bu noktada insan dokunuşu vazgeçilmezdir. Eleştirel Düşünme: Yeni Çağın En Temel Yetkinliği    zekâ çağında en kıymetli beceri bilgiye ulaşmak değil, bilgiyi değerlendirmektir. Öğrencilerimize artık şunları öğretmek zorundayız:    Bu bilgi güvenilir mi?  Bu metni kim, hangi veriyle üretti?  Bu cevap eksik olabilir mi?  Alternatif görüşler neler?   Yapay zekâyı yasaklamak çözüm değildir. Onu anlamayı, sınırlarını bilmeyi ve etik kullanmayı öğretmek asıl sorumluluğumuzdur.   Belki de geleceğin en önemli dersi “Yapay Zekâ Okuryazarlığı” olacaktır.   Eğitimde Eşitsizlik Meselesi   Ancak her dönüşüm gibi bu da riskler barındırıyor. Teknolojiye erişimi olan öğrencilerle olmayanlar arasındaki fark büyüyebilir.   Dijital altyapı, öğretmen eğitimi ve etik çerçeve sağlanmadığında yapay zekâ, eşitsizliği azaltmak yerine artırabilir.   Bu nedenle mesele sadece “kullanalım mı kullanmayalım mı” değil;   “Nasıl, hangi ilkelerle ve kimin için kullanalım?” sorusudur.   Son Söz: İnsanı Merkeze Alan Bir Teknoloji Bir eğitimci olarak şuna inanıyorum: Yapay zekâ eğitimi dönüştürecek, ama eğitimin ruhunu belirleyecek olan yine insan olacak.   Sınıfta öğrencinin gözlerindeki merak, başarısızlık karşısındaki hayal kırıklığı, bir problemi çözdüğündeki sevinci… Bunlar algoritmalarla ölçülebilir belki; ama gerçek anlamıyla ancak insan tarafından hissedilir. Yapay zekâ bize zaman kazandırabilir. Rutin işleri hafifletebilir.   Bireysel öğrenmeyi destekleyebilir. Ama eğitimin kalbi hâlâ öğretmendir. Belki de bu çağın en büyük sorumluluğu şudur: Teknolojiyi insanlaştırmak, ama insanı asla makineleştirmemek.   Çünkü eğitim, yalnızca bilgi üretmek değil; insan yetiştirmektir.
Ekleme Tarihi: 21 Şubat 2026 -Cumartesi

Sınıfın Yeni Öğrencisi: Yapay Zekâ ve Eğitimin Dönüşen Yüzü

 
Tebeşirin tahtaya bıraktığı izden akıllı tahtaların dokunmatik yüzeyine, ansiklopedilerden dijital kütüphanelere… Eğitim tarihi, aslında insanlığın bilgiyle kurduğu ilişkinin tarihidir. Şimdi ise sınıflarımızın kapısından yeni bir “öğrenci” içeri giriyor: Yapay zekâ. Ama bu kez roller biraz karışık.
 
Çünkü o hem öğreniyor, hem öğretiyor; hem soruyor, hem cevaplıyor.
 
Bir eğitimci olarak yıllardır şuna inanırım: Eğitim yalnızca bilgi aktarmak değildir; merakı uyandırmak, düşünmeyi öğretmek ve karakter inşa etmektir.
 
Bugün yapay zekâ, tam da bu alanın merkezine yerleşmiş durumda. Peki bu bir tehdit mi, yoksa büyük bir fırsat mı?
 
Bilginin Demokratikleşmesi: Fırsat Eşiğinde Bir Nesil
Yapay zekâ destekli araçlar sayesinde öğrenciler artık saniyeler içinde karmaşık bir konunun özetine ulaşabiliyor, farklı bakış açılarını görebiliyor, bireysel hızlarına göre öğrenebiliyorlar.
 
Bir öğrenci anlamadığı bir matematik problemini defalarca sorabiliyor; sıkılmadan, yargılanmadan, sabırla açıklayan bir sistemle karşılaşıyor.
 
Bu durum özellikle öğrenme güçlüğü yaşayan ya da sınıf temposuna ayak uydurmakta zorlanan öğrenciler için devrim niteliğinde.
 
Kişiselleştirilmiş öğrenme, yıllardır eğitim teorilerinde savunduğumuz ama kalabalık sınıflarda hayata geçirmek için zorlandığımız bir idealken, yapay zekâ bu ideali somut bir imkâna dönüştürüyor.
 
Ancak burada kritik bir soru var: Öğrenci bilgiye mi ulaşıyor, yoksa bilgi onun yerine mi düşünmeye başlıyor?
 
Kolaycılık Tuzağı mı, Derinleşme Fırsatı mı?
Yapay zekâ, doğru kullanılmadığında öğrenciyi yüzeysel öğrenmeye itebilir. Hazır metinler, otomatik çözümler, anında üretilmiş ödevler…
 
Eğer eğitim sistemi hâlâ ezbere ve sonuç odaklı ölçmeye dayanıyorsa, yapay zekâ bu boşlukları doldurmakta gecikmeyecektir.
 
Ama sorun teknoloji değil; sorunun kaynağı pedagojik yaklaşımımızdır.
 
Eğer biz öğrencilerden yalnızca “doğru cevap” istiyorsak, yapay zekâ bu cevabı bizden hızlı verir. Fakat öğrenciden analiz, sentez, yorum, etik değerlendirme, özgün üretim bekliyorsak; işte o zaman yapay zekâ bir kopya aracı değil, düşünmeyi tetikleyen bir partner hâline gelir.
 
Belki de artık sormamız gereken soru şudur:
“Bu ödevi yapay zekâ yapabiliyorsa, biz öğrenciden gerçekten ne bekliyoruz?”
 
Öğretmenin Rolü: Bilgi Aktarıcısından Rehbere
Yapay zekânın eğitime etkisi en çok öğretmenin rolünü dönüştürüyor. Öğretmen artık bilginin tek kaynağı değil. Öğrenciler sınıfa, internetten ve yapay zekâdan edindikleri bilgilerle geliyorlar.
 
Bu durumda öğretmenin görevi değişiyor:
 
 Bilgiyi aktarmak değil, bilgiyi sorgulatmak
 Cevabı vermek değil, doğru soruyu sordurmak
 İçeriği yetiştirmek değil, anlam inşa etmek
 
Öğretmen, öğrencinin dijital dünyada karşılaştığı bilgiyi süzmesine yardımcı olan bir rehber, bir etik pusula, bir düşünce mimarı olmak zorunda.
 
Çünkü yapay zekâ veri sunabilir; fakat değer öğretemez.
Analiz yapabilir; fakat vicdan inşa edemez.
Cümle kurabilir; fakat karakter yetiştiremez.
İşte bu noktada insan dokunuşu vazgeçilmezdir.
Eleştirel Düşünme: Yeni Çağın En Temel Yetkinliği
 
 zekâ çağında en kıymetli beceri bilgiye ulaşmak değil, bilgiyi değerlendirmektir. Öğrencilerimize artık şunları öğretmek zorundayız:
 
 Bu bilgi güvenilir mi?
 Bu metni kim, hangi veriyle üretti?
 Bu cevap eksik olabilir mi?
 Alternatif görüşler neler?
 
Yapay zekâyı yasaklamak çözüm değildir. Onu anlamayı, sınırlarını bilmeyi ve etik kullanmayı öğretmek asıl sorumluluğumuzdur.
 
Belki de geleceğin en önemli dersi “Yapay Zekâ Okuryazarlığı” olacaktır.
 
Eğitimde Eşitsizlik Meselesi
 
Ancak her dönüşüm gibi bu da riskler barındırıyor. Teknolojiye erişimi olan öğrencilerle olmayanlar arasındaki fark büyüyebilir.
 
Dijital altyapı, öğretmen eğitimi ve etik çerçeve sağlanmadığında yapay zekâ, eşitsizliği azaltmak yerine artırabilir.
 
Bu nedenle mesele sadece “kullanalım mı kullanmayalım mı” değil;
 
“Nasıl, hangi ilkelerle ve kimin için kullanalım?”
sorusudur.
 
Son Söz: İnsanı Merkeze Alan Bir Teknoloji
Bir eğitimci olarak şuna inanıyorum: Yapay zekâ eğitimi dönüştürecek, ama eğitimin ruhunu belirleyecek olan yine insan olacak.
 
Sınıfta öğrencinin gözlerindeki merak, başarısızlık karşısındaki hayal kırıklığı, bir problemi çözdüğündeki sevinci… Bunlar algoritmalarla ölçülebilir belki; ama gerçek anlamıyla ancak insan tarafından hissedilir.
Yapay zekâ bize zaman kazandırabilir.
Rutin işleri hafifletebilir.
 
Bireysel öğrenmeyi destekleyebilir.
Ama eğitimin kalbi hâlâ öğretmendir.
Belki de bu çağın en büyük sorumluluğu şudur:
Teknolojiyi insanlaştırmak, ama insanı asla makineleştirmemek.
 
Çünkü eğitim, yalnızca bilgi üretmek değil; insan yetiştirmektir.
Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve ozgunbakis.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.
https://ad.reklm.com/aff_c?offer_id=62376&aff_id=40396