Bir ülkede sınav sistemi ne kadar sık değişiyorsa, öğrencilerin geleceğe olan güveni de o kadar sarsılıyor. Çünkü sınavlar sadece birer ölçme aracı değildir; milyonlarca gencin hayallerini, planlarını ve umutlarını şekillendiren dönüm noktalarıdır.
Ne var ki bu ülkede sınav sistemi, adeta deneme tahtasına çevrilmiş durumda.
Daha çocuk yaşta öğrenciler, hangi sınava gireceğini, hangi sistemle değerlendirileceğini bilmeden büyüyor.
Bir sabah uyanıyorlar ve yıllardır hazırlandıkları sınavın adı, içeriği ya da süresi değişmiş oluyor. Bu belirsizlik, öğrencilerin zihninde sadece soru işaretleri değil; kaygı, güvensizlik ve tükenmişlik de yaratıyor.
Sınav sisteminin sürekli değişmesi, en çok da öğrencilerin psikolojisini zedeliyor. Gençler artık “Ne öğrendim?” sorusunu değil, “Bu sene nasıl soracaklar?” sorusunu sormaya başlıyor. Bilgi, yerini stratejiye; öğrenme, yerini tahmine bırakıyor. Eğitim, uzun vadeli bir süreç olmaktan çıkıp kısa süreli taktik hesaplara indirgeniyor.
Bu değişimlerin en büyük bedelini ise öğrencilerle birlikte aileler ödüyor. Her yeni sistem, yeni kitaplar, yeni kurslar, yeni masraflar demek. Maddi imkânı olanlar bu değişime ayak uydururken, olmayanlar yarışa geriden başlıyor.
Böylece sınav sistemi sadece öğrencileri değil, eğitimde fırsat eşitliğini de derinden yaralıyor.
Öğretmenler de bu belirsizliğin ortasında kalıyor. Müfredat yetiştirme telaşı, değişen soru tarzları ve güncellenen ölçme kriterleri arasında öğretmenlik; rehberlikten çok, sistemi yetiştirme çabasına dönüşüyor. Oysa öğretmenin görevi öğrenciyi sınava değil, hayata hazırlamak olmalıydı.
Sürekli değişen sınav sistemi, öğrencilere şu mesajı veriyor: “Senin emeğin her an geçersiz olabilir.” Bu da gençlerin motivasyonunu kırıyor. Plan yapamayan, hedef koyamayan bir nesil yetişiyor. Geleceğini şekillendirmesi gereken yıllar, belirsizlikle boğuşarak geçiyor.
Elbette hiçbir sistem kusursuz değildir ve zamanla güncellenmesi gerekir. Ancak değişim; plansız, ani ve öğrenciyi merkeze almadan yapıldığında çözüm değil, sorun üretir. Eğitim politikaları, günü kurtarmak için değil; nesilleri yetiştirmek için yapılmalıdır.
Artık sormamız gereken soru şudur: Biz bu sınavları gerçekten öğrenciler için mi değiştiriyoruz, yoksa hatalarımızı örtmek için mi?
Eğer amaç nitelikli bir eğitimse, istikrar en az yenilik kadar önemlidir. Çünkü bir öğrencinin en çok ihtiyaç duyduğu şey, adil bir sistemden önce güven duygusudur.
Ve güvenin olmadığı yerde, başarı sadece bir tesadüf olur.