Eğitim uzun yıllar boyunca bilgiyi aktarmakla, öğrenciyi de bu bilgiyi ezberlemekle görevli saydı. Tahtaya yazılanlar deftere geçti, defterdekiler sınav kâğıdına döküldü ve sonra çoğu unutuldu.
Oysa bugün artık çok iyi biliyoruz ki bilgi, öğrencinin zihnine konulan bir yük değil; onun zihninde adım adım inşa edilen bir yapıdır.
Bir öğrencinin zihni boş bir kap değildir. Ön bilgileri, deneyimleri, merakları ve duyguları vardır. Yeni bilgi, ancak bu zemine tutunduğu zaman anlam kazanır.
Aksi hâlde en doğru, en bilimsel bilgi bile zihinde karşılıksız kalır. Öğrenci “neden” sorusuna cevap bulamadığında, öğrendiğini değil; maruz kaldığını hisseder.
Bilgiyi yapılandırmak, öğrenciyi öğrenme sürecinin pasif izleyicisi olmaktan çıkarıp aktif öznesi hâline getirmek demektir. Öğrenci dinleyen değil, düşünen; tekrar eden değil, sorgulayan; ezberleyen değil, anlam kuran birey olur.
Bilgi böylece sadece bir sınav aracı olmaktan çıkar, hayatın parçasına dönüşür.
Ne yazık ki eğitim sistemimiz hâlâ hızla “konu yetiştirmeye” odaklı. Öğrencinin konuyu gerçekten anlayıp anlamadığı çoğu zaman ikinci planda kalıyor.
Oysa anlamadan öğrenilen bilgi, zihinde sağlam bir yapı kuramaz. Temeli zayıf atılan bir bina nasıl ilk sarsıntıda yıkılıyorsa, ezbere dayalı bilgi de ilk gerçek hayatta anlamını yitirir.
Bilgiyi yapılandırmanın en önemli şartlarından biri, öğrencinin hata yapmasına izin vermektir. Hata, öğrenmenin düşmanı değil; en güçlü aracıdır.
Yanlış yapan öğrenci düşünür, karşılaştırır ve kendi doğrularını inşa eder. Sürekli doğruyu ezberleyen ama yanlış yapmasına fırsat verilmeyen öğrenci ise öğrenmeyi değil, sadece onaylanmayı öğrenir.
Bu noktada öğretmenin rolü de değişir. Öğretmen artık bilgiyi aktaran değil, öğrenmeyi yönlendiren kişidir. Yol gösterir, sorular sorar, öğrencinin zihninde köprüler kurar. Öğrencinin bilgiyle kendi bağını kurmasına alan tanır. Çünkü kalıcı öğrenme, öğretmenin anlattığıyla değil; öğrencinin keşfettiğiyle gerçekleşir.
Bilgi yapılandırıldığında öğrenci, öğrendiğini farklı alanlara transfer edebilir. Matematikte kurduğu mantığı hayata, edebiyatta öğrendiği empatiyi insan ilişkilerine taşır. Eğitim tam da bu noktada amacına ulaşır:Düşünebilen, bağlantı kurabilen ve öğrendiğini kullanabilen bireyler yetiştirmek.
Bugün asıl sorunumuz bilgi eksikliği değil; anlam eksikliğidir. İnternette saniyeler içinde ulaşabildiğimiz bilgi, eğer zihnimizde bir yere oturmuyorsa sadece gürültüden ibarettir. Eğitim, bu gürültüyü anlamlı bir düzene dönüştürme sanatıdır.
Belki de artık şu gerçeği kabul etmeliyiz: Öğrencinin zihninde yapılandırılmayan bilgi, ne kadar doğru olursa olsun eğitimin değil, unutmanın bir parçasıdır. Gerçek öğrenme; bilginin aktarıldığı değil, anlamın inşa edildiği yerde başlar.
Ve güçlü bir gelecek, ezberlenen bilgilerle değil; sağlam inşa edilmiş zihinlerle kurulur.