İletişimsizlik çoğu zaman bir tercih gibi görünmez. Günlük hayatın temposu, yorgunluklar ve biriken kırgınlıklar konuşmayı erteler. “Şimdi sırası değil” denir, “Zaten anlamıyor” diye düşünülür.
Zamanla susmak, konuşmaktan daha kolay hâle gelir. Ama bu kolaylık, ilişkide derin bir mesafe yaratır.
Ev içinde yaşanan bu sessizlik, görünmez bir baskı üretir. Taraflar birbirini duymadıkça, duygular içe kapanır. Kırgınlıklar çözülmez, sadece birikir.
Bir süre sonra konuşulan konular yüzeyde kalır; alışveriş listeleri, yapılacaklar, günlük rutinler…
Asıl meseleler ise sessizliğin içinde kaybolur.
Bu sessizlik en çok da güvende hissetmeyi zedeler. İnsan, anlaşıldığını hissetmediği yerde kendini yalnız hisseder.
Aynı evin içinde ama ayrı dünyalarda yaşamak, zamanla duygusal bir kopuşa dönüşür. İletişimsizlik, ilişkideki bağı bir anda koparmaz; yavaş yavaş aşındırır.
Çocuklar bu sessizliği en hızlı fark edenlerdir. Konuşulmayan gerilimleri hisseder, açıklanmayan duyguların etkisini taşırlar. Sessiz bir ev, huzurlu bir ev anlamına gelmez.
Bazen tam tersidir.
İletişimsizlik çoğu zaman “kavga etmemek” adına seçilir. Oysa konuşmamak, sorunu ortadan kaldırmaz; sadece erteler. Konuşulmayan her mesele, başka bir davranışla kendini göstermeye başlar. Soğukluk, uzaklaşma, ilgisizlik…
Bunların hiçbiri sebepsiz değildir.
Belki de en zor ama en gerekli adım, rahatsız eden duyguyu dile getirmektir.
Çünkü konuşmak her zaman çözüm getirmeyebilir ama konuşmamak neredeyse her zaman yıpratır.
Ev içindeki gerçek huzur, sessizlikte değil; güvenle kurulan iletişimde başlar.
Sosyolog/Aile Danışmanı Adayı Kübranur TİRAKİ
@_sossyyologhanim