Duygusal emek; aile içinde ilişkileri ayakta tutmak için harcanan, ancak çoğu zaman fark edilmeyen zihinsel ve duygusal çabayı ifade eder. Hatırlamak, hissetmek, dengelemek, idare etmek… Tartışma çıkmasın diye susmak, herkes iyi olsun diye kendi yorgunluğunu ertelemek de bu emeğin bir parçasıdır. Sorun şu ki, bu emek çoğu zaman “zaten yapması gereken” olarak görülür.
Toplumsal olarak kadınlardan yalnızca sorumluluk almaları değil, aynı zamanda ortamı yumuşatmaları, duyguları düzenlemeleri ve ilişkileri onarmaları beklenir. Evde bir gerilim varsa, çözmesi gereken kişinin kim olduğu çoğu zaman bellidir. Bu beklenti, kadının taşıdığı yükü artırırken aynı zamanda görünmez kılar. Çünkü yapılan şey emek değil, karakter özelliği gibi algılanır.
Bu görünmez yük zamanla birikmeye başlar. Kadın anladıkça, toparladıkça ve idare ettikçe; ilişkideki denge sessizce bozulur. Sevgi devam eder ama yük paylaşılmadığı için yorgunluk artar. Erkek taraf ise çoğu zaman bu yorgunluğu fark etmez; çünkü görünmeyen emek, dile gelmediğinde yok sanılır.
Bugün birçok ilişkide yaşanan kırılmalar büyük tartışmalardan değil, bu biriken sessiz yorgunluktan doğar. “Artık çok yoruldum” cümlesi, çoğu zaman “Hep ben taşımak istemiyorum” demektir.
Belki de aile içinde sorulması gereken en temel soru şudur:
Kim sadece seviyor, kim hem seviyor hem taşıyor?
Duygusal emek paylaşıldığında ilişkiler güçlenir. Paylaşılmadığında ise bağlar sessizce yıpranır. İlişkileri onaran şey büyük fedakârlıklar değil, yükün birlikte taşınmasıdır.