Neden kimi ilişkilerde “fazla gelen” biri olurken, kimi ilişkilerde “yetemeyen” biri vardır?
Aslında çoğu zaman yaşanan bu farklar, bugünkü ilişkilerimizden değil; çok daha eski deneyimlerimizden beslenir.
Bağlanma, insanın başkalarıyla kurduğu duygusal yakınlığın temelini oluşturur. Bu bağlanma biçimi, sadece romantik ilişkilerde değil; arkadaşlıklarda, aile ilişkilerinde ve hatta iş hayatında bile kendini gösterir. Toplumsal olarak baktığımızda ise günümüz ilişkilerinin kırılganlığı, bu bağlanma biçimlerinin birbiriyle uyumsuzluğundan beslenir.
Günlük hayatta sıkça karşılaştığımız bir tablo var:
Bir taraf daha çok iletişim isterken, diğer taraf daha çok alan talep eder.
Biri konuşarak yakınlaşmaya çalışırken, diğeri susarak kendini korumaya alır.
Bu durum çoğu zaman “anlaşamıyoruz” cümlesiyle açıklanır ama mesele çoğu zaman anlaşmaktan çok, farklı bağlanma dillerine sahip olmaktır.
Toplumun hızlandığı, ilişkilerin çabuk başladığı ve aynı hızla tüketildiği bir dönemde yaşıyoruz. Bu hız, bağlanma stillerini daha görünür hâle getiriyor. Güvende hissetmek isteyenler daha fazla temas ararken, kendini tehdit altında hissedenler geri çekiliyor. Dijital iletişim de bu döngüyü besliyor; mesajlaşmalar, görülmeler, geç cevaplar bağlanma kaygılarını daha da tetikliyor.
İlişkilerde sıkça duyulan “Beni bunaltıyorsun” ya da “Beni yalnız bırakıyorsun” cümleleri, aslında bağlanma ihtiyacının farklı biçimlerde ifade edilmesinden ibaret. Bir taraf yakınlıkla rahatlar, diğer taraf mesafeyle. Sorun bu ihtiyaçların varlığı değil; birbirini duyamadan çarpışmasıdır.
Aile danışmanlığı sürecinde en sık karşılaşılan durumlardan biri de şudur:
İnsanlar çoğu zaman karşısındakinin ne yaptığını değil, neden yaptığını kaçırır.
Oysa bağlanma stilleri fark edildiğinde, davranışlar kişisel algılanmaktan çıkar ve anlam kazanmaya başlar.
Bugün ilişkilerde yaşanan kopuşların büyük bir kısmı sevgisizlikten değil; güvende hissetme biçimlerinin uyuşmamasından kaynaklanıyor. Yakınlık arayan biriyle mesafeye ihtiyaç duyan birinin ilişkisi, doğru iletişim kurulmadığında yıpratıcı olabiliyor.
Belki de yapılması gereken şey, “değişmesini beklemek” değil;
birbirimizin bağlanma dilini öğrenmek.
Çünkü ilişki, iki kişinin aynı şekilde bağlanması değil; farklı bağlanma biçimlerine rağmen güvenli bir alan yaratabilmesidir.
Sosyolog/Aile Danışmanı Adayı Kübranur TİRAKİ
@_sossyyologhanim