1. Günümüzde aile içi iletişim sorunlarının en temel sebebi nedir?
Buna tek bir kelimeyle cevap vermem gerekseydi "Dijital Obezite ve Duygusal İhmal" derdim.
Eskiden iletişim eksikliği konuşmamaktan kaynaklanırdı, şimdiyse "yan yana olup orada olmamaktan" kaynaklanıyor.
Eşler aynı koltukta oturuyor ama ruhları farklı aplikasyonlarda geziniyor.
İletişimi sadece lojistik bir bilgi alışverişine (faturayı ödedin mi, çocuğu okuldan kim alacak?) indirgedik.
Duyguları, hayalleri ve korkuları paylaşmayı bıraktığımız an, aile bir "yuva" olmaktan çıkıp bir "operasyon merkezine" dönüşüyor.
En temel sebep; birbirimizin gözünün içine bakarak dinlemeyi unutmuş olmamızdır.
2. Güven kaybı başladığında ilişkiyi toparlamak mümkün mü, nasıl?
Evet, mümkün; ancak bu "kırılan bir vazoyu yapıştırmak" gibi değil, o kırıklardan kintsugi (altınla birleştirme sanatı) yaparak daha güçlü bir yapı inşa etmek gibidir.
• Şeffaflık: Gizli kapaklı hiçbir alan kalmamalı.
• Sorumluluk Almak: Güveni sarsan taraf "Ama sen de böyle yapmıştın" demeyi bırakıp, verdiği hasarın sorumluluğunu tam olarak üstlenmeli.
• Sabır: Güven bir kredi gibidir; bir saniyede harcanır ama tekrar kazanılması aylar, bazen yıllar sürer.
Mağdur olan tarafın şüphelerini dindirmek için sabırla tutarlı davranmak şarttır.
3. Çocukların davranış problemlerinde aile tutumunun rolü ne kadar belirleyicidir?
Çocuk, ailenin "semptom taşıyıcısıdır."
Yani bir çocukta davranış problemi (saldırganlık, içe kapanma, okul başarısızlığı vb.) varsa,
aslında o çocuk "Aile sistemimizde bir şeyler yolunda gitmiyor!" diye bağırıyordur.
Aile tutumu %90 belirleyicidir.
Biz çocuklara ne söylediğimizden çok, nasıl yaşadığımızla örnek oluruz.
Kaygılı bir anne-babanın çocuğuna "sakin ol" demesi işe yaramaz.
Çocuklar nasihati değil, modeli kopyalar.
Sorunlu çocuk yoktur; ihtiyaçları fark edilmemiş ya da yanlış aynalanmış çocuk vardır.
4. Boşanma sürecindeki çiftlere en çok hangi konuda destek veriyorsunuz?
En çok "Eş olmayı bırakırken ebeveyn kalabilme" becerisi üzerinde çalışıyoruz.
Çiftler genellikle birbirlerine olan öfkelerini çocuk üzerinden kusmaya meyillidir.
Onlara; boşanmanın bir yıkım değil, bir "form değiştirme" olduğunu anlatmaya çalışıyorum.
Ayrıca, bireyin kendi suçluluk duygusuyla baş etmesi ve "bundan sonra ben kimim?" sorusuna yanıt bulması (kimlik inşası)
en büyük destek alanlarımızdan biridir.
Boşanmak, başarısızlık değil; bazen iki tarafın da sağlığı için verilmiş en doğru karardır.
5. Sağlıklı bir evliliğin sürdürülebilir olması için üç ilke?
1. Duygusal Güvenlik: Eşimin yanında "rezil olma" korkusu olmadan, en zayıf halimle var olabilir miyim?
Bu yoksa evlilik bir maskeli balodur.
2. Farklılaşmış Birlik: "Biz" olurken "Ben"i kaybetmemek.
Kendi hobileri, arkadaşları ve alanı olan insanlar, evliliğe daha taze enerji getirir.
3. Sürekli Merak: "Ben eşimi zaten tanıyorum" demek, ilişkinin ölüm fermanıdır.
İnsan değişir. Eşinizin değişen hayallerini, yeni korkularını her gün yeniden keşfetmeye çalışmalısınız.
6. Evliliklerde eşler her gün ne konuşur ya da konuşabilir?
Çoğu çift bu noktada "Lojistik Tuzak"a düşüyor.
Sadece çocuk, para ve ev işi konuşuyorlar. Oysa sağlıklı bir bağ için şunlar konuşulabilir:
• Günün "En"leri: "Bugün seni en çok ne gülümsetti?" veya "Bugün seni en çok ne yordu?"
• İçsel Paylaşım: "Şu sıralar kendimi biraz (yorgun, heyecanlı, kaygılı) hissediyorum."
• Takdir: "Bugün akşam yemeğini organize etmen beni çok rahatlattı, teşekkür ederim."
• Gelecek Projeksiyonu: "Hafta sonu güneş açarsa beraber ne yapalım?" gibi küçük neşe kaynakları.
• Hiçbir Şey: Bazen sadece yan yana olup saçma bir komedi videosuna gülmek
veya sessizliği paylaşmak da bir iletişimdir.
Kısacası; eşler her gün birbirlerinin "iç dünyasındaki hava durumunu" sormalıdır.
Dışarıda fırtına kopsa bile içerideki havayı ancak konuşarak dengede tutabilirsiniz