EĞİTİMDE GİZLİ TEHLİKE: YAZAR KARDELEN GÖNÜL’DEN "AKRAN ZORBALIĞI" UYARISI
EĞİTİMDE GİZLİ TEHLİKE: YAZAR KARDELEN GÖNÜL’DEN "AKRAN ZORBALIĞI" UYARISI
"Onlar daha çocuk" deyip geçmeyin! Genç psikolog adayı Kardelen Gönül, okul öncesi dönemdeki akran zorbalığının çocukların gelecekteki benlik algısını nasıl zedelediğini çarpıcı bir analizle kaleme aldı.
Akran Zorbalığı
“Onlar Daha Çocuk” Demek Yeterli mi?
Okul Öncesi Dönemde Akran Zorbalığını Ciddiye Almak
“Onlar daha çocuk, aralarında olur böyle şeyler…”
Bu cümleyi ne kadar sık duyuyoruz değil mi? Bir çocuk arkadaşını itince, oyuna almayınca ya da sürekli aynı çocuğu hedef alınca çoğu zaman mesele bu sözle kapatılıyor. Çünkü küçük yaş grubunda yaşananları “masum” kabul etmeye daha meyilliyiz.
Oysa mesele her zaman bu kadar basit olmayabilir.
Akran zorbalığı yalnızca ergenlik dönemine ait bir sorun değil. Araştırmalar, zorbalık davranışlarının temellerinin okul öncesi dönemde de görülebildiğini ortaya koyuyor. Elbette her çatışma zorbalık değildir. Çocuklar paylaşmayı, sıra beklemeyi, sınır koymayı öğrenme sürecindedir. Ancak bir davranış tekrar ediyorsa, kasıt taşıyorsa ve ortada bir güç dengesizliği varsa, artık bunu yalnızca “çocuk kavgası” olarak adlandırmak yeterli değildir.
Üstelik zorbalık her zaman fiziksel değildir.
Bazen bir çocuğun oyuna sürekli alınmamasıdır.
Bazen “Sen bizimle oynayamazsın” cümlesidir.
Bazen de herkes oynarken bir çocuğun sessizce köşede beklemesidir.
Belki de en görünmez olan, en çok iz bırakan budur.
Okul öncesi dönem, çocuğun sosyal dünyasının şekillendiği bir dönemdir. Akran ilişkileri bu yaşta yalnızca oyun arkadaşı bulmak anlamına gelmez; aynı zamanda “Ben kabul ediliyor muyum?”, “Değerli miyim?” sorularının da zeminini oluşturur. Sürekli dışlanan ya da hedef haline gelen bir çocuk, yalnızca oyundan değil, ait olma duygusundan da uzaklaşabilir.
Diğer tarafta zorlayıcı davranış gösteren çocuk var. Onu “zorba” olarak etiketlemek kolaydır. Oysa zorbalık bir kimlik değil, bir davranıştır. Çoğu zaman düzenlenememiş bir öfke, yeterince gelişmemiş öz düzenleme becerileri ya da model alınmış bir ilişki biçimi söz konusudur. Çocuklar ilişki kurmayı deneyerek öğrenirler. Empatiyi, sınırı ve duygusal ifadeyi deneyimlemediklerinde bunu davranışlarıyla anlatırlar.
Psikoloji eğitimi sürecimde ve saha gözlemlerimde en dikkatimi çeken nokta şu oldu: Yetişkinler genellikle zorbalığı davranış belirginleştiğinde fark ediyor. Oysa mesele çoğu zaman daha önce başlıyor. Duyguların isimlendirilmediği, sınırların tutarsız olduğu, kapsayıcı bir ortamın yeterince oluşturulmadığı durumlarda zorlayıcı davranışların artması şaşırtıcı değil.
Bu yüzden akran zorbalığını yalnızca çocukların bireysel problemi olarak görmek eksik kalıyor. Bu aynı zamanda bir ilişki kültürü meselesi.
Okul öncesi dönem ise büyük bir fırsat sunuyor. Çünkü bu yaşta davranış kalıpları henüz katı değil. Çocuklara duygularını ifade etmeyi, problem çözmeyi, empati kurmayı ve sağlıklı sınırlar koymayı öğretmek mümkün. Erken müdahale yalnızca mevcut davranışı azaltmak değil, ilerleyen yıllardaki sosyal ilişkilerin temelini güçlendirmek anlamına geliyor.
Belki de asıl soru şu:
Gerçekten “Bu yaşta olur” diyerek geçiştirebileceğimiz kadar küçük bir mesele mi bu?
“Onlar daha çocuk” demek kolaydır.
Ancak çocukluk, görmezden gelinebilecek bir dönem değil; tam aksine, en dikkatle bakılması gereken dönemdir. Bu yaşlarda kurulan her ilişki, söylenen her söz ve yaşanan her dışlanma deneyimi, çocuğun kendine ve dünyaya bakışını şekillendirir.
Akran zorbalığını ciddiye almak, yalnızca bir davranışı düzeltmek değil; bir çocuğun kendilik algısını, aidiyet duygusunu ve gelecekte kuracağı ilişkileri korumaktır. Çünkü erken dönemde gösterilen duyarlılık, ileride kurulacak sağlıklı ilişkilerin en güçlü temelidir
Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.