Sudegül Aytaş-Öğr.Psk.Dan
Köşe Yazarı
Sudegül Aytaş-Öğr.Psk.Dan
 

Ruh Sağlığı İçerikleri İyileştiriyor mu, Yaralıyor mu?

  Ruh sağlığının konuşuluyor olması önemli bir eşik. Bir zamanlar fısıltıyla geçiştirilen, görmezden gelinen, “ayıp” sayılan meseleler bugün daha görünür. İnsanlar artık üzgün olduklarını, kaygılandıklarını, yorulduklarını söyleyebiliyor. Bu, küçümsenecek bir kazanım değil. Ama her görünürlük iyileştirici değildir. Bazen konuşulan şey, konuşulma biçimi yüzünden yaraya dönüşür. Bugün sosyal medyada dolaşan ruh sağlığı içeriklerine bakıldığında neredeyse her duyguya bir tanı eşlik ediyor. Üzüntü depresyonla, kaygı anksiyeteyle, dalgınlık dikkat eksikliğiyle, yorgunluk tükenmişlikle yan yana getiriliyor. İnsan yaşadığı duyguyu anlamaya çalışırken, kendini hızla “bir şeyleri var” kategorisinde buluyor. Oysa psikoloji, insanı hasta hissettirmek için değil; insanı anlamlandırmak için vardır. Her zor duygu bir bozukluk değildir. Her içe kapanma patolojik bir işaret taşımaz. Bazen insan sadece zor bir dönemden geçiyordur. Bazen hayat gerçekten ağırdır ve buna verilen tepkiler son derece doğaldır. Sorun, bilginin bağlamından koparılmasıyla başlar. Klinik kavramlar, günlük hayata filtrelenmeden taşındığında insanın kendine bakışını değiştirir. “Acaba bende de var mı?” sorusu, farkındalık üretmek yerine kaygı üretir. Kişi duygusunu yaşamadan önce onu teşhis etmeye çalışır. Bu noktada ince ama önemli bir çizgi vardır: Farkındalık ile patolojileştirme arasındaki çizgi. Ruh sağlığı içerikleri bu çizgiyi aştığında, insan kendini tanımak yerine kendinden şüphe etmeye başlar. Üzüldüğü için değil, üzüldüğünü düşündüğü için endişelenir. Bir de şu tarafı var: Bazı içerikler duyguları sadeleştirmek yerine kategorize eder. İnsan ya “iyidir” ya “bozuk”. Oysa insan duyguları gri alanlarda yaşar. Aynı anda hem güçlü hem yorgun, hem umutlu hem kırgın olabilir. Bu karmaşıklık normaldir. Ama sosyal medya dili çoğu zaman bu karmaşıklığa yer bırakmaz. Psikoloji, kişiye “sen nesin?” demekten çok “sen ne yaşıyorsun?” diye sormalıdır. Tanı koymak uzmanlık ister; duyguyu yaşamak ise insan olmanın bir parçasıdır. Her his, bir etiketle anlam kazanmak zorunda değildir. Ruh sağlığı içeriklerinin bir diğer riski de şudur: İnsanlar kendilerini dinlemek yerine, içeriklerde anlatılan belirtileri kendilerine uydurmaya başlar. Bu da kişinin içsel pusulasını zayıflatır. Kendi bedenine, kendi duygusuna güvenmek yerine dışarıdan gelen listelere bakar. Elbette ruh sağlığı konuşulmalı. Ama bu konuşma insanı daraltmamalı. Bilgi, insanın eline yük gibi verilmemeli. “Bende ne var?” sorusu yerine “Ben neye ihtiyaç duyuyorum?” sorusunu doğurmalı. Belki de mesele, ruh sağlığını konuşup konuşmamak değil; nasıl konuştuğumuzdur. Çünkü doğru yerde kullanılan bilgi iyileştirir, yanlış yerde kullanılan bilgi yaralar. Ve belki de en sağlıklısı şudur: Her his bir tanı değildir ama her his dikkate değerdir.
Ekleme Tarihi: 15 Nisan 2026 -Çarşamba

Ruh Sağlığı İçerikleri İyileştiriyor mu, Yaralıyor mu?

 

Ruh sağlığının konuşuluyor olması önemli bir eşik.
Bir zamanlar fısıltıyla geçiştirilen, görmezden gelinen, “ayıp” sayılan meseleler bugün daha görünür. İnsanlar artık üzgün olduklarını, kaygılandıklarını, yorulduklarını söyleyebiliyor. Bu, küçümsenecek bir kazanım değil.

Ama her görünürlük iyileştirici değildir.
Bazen konuşulan şey, konuşulma biçimi yüzünden yaraya dönüşür.

Bugün sosyal medyada dolaşan ruh sağlığı içeriklerine bakıldığında neredeyse her duyguya bir tanı eşlik ediyor. Üzüntü depresyonla, kaygı anksiyeteyle, dalgınlık dikkat eksikliğiyle, yorgunluk tükenmişlikle yan yana getiriliyor. İnsan yaşadığı duyguyu anlamaya çalışırken, kendini hızla “bir şeyleri var” kategorisinde buluyor.

Oysa psikoloji, insanı hasta hissettirmek için değil; insanı anlamlandırmak için vardır. Her zor duygu bir bozukluk değildir. Her içe kapanma patolojik bir işaret taşımaz. Bazen insan sadece zor bir dönemden geçiyordur. Bazen hayat gerçekten ağırdır ve buna verilen tepkiler son derece doğaldır.

Sorun, bilginin bağlamından koparılmasıyla başlar. Klinik kavramlar, günlük hayata filtrelenmeden taşındığında insanın kendine bakışını değiştirir. “Acaba bende de var mı?” sorusu, farkındalık üretmek yerine kaygı üretir. Kişi duygusunu yaşamadan önce onu teşhis etmeye çalışır.

Bu noktada ince ama önemli bir çizgi vardır: Farkındalık ile patolojileştirme arasındaki çizgi. Ruh sağlığı içerikleri bu çizgiyi aştığında, insan kendini tanımak yerine kendinden şüphe etmeye başlar. Üzüldüğü için değil, üzüldüğünü düşündüğü için endişelenir.

Bir de şu tarafı var: Bazı içerikler duyguları sadeleştirmek yerine kategorize eder. İnsan ya “iyidir” ya “bozuk”. Oysa insan duyguları gri alanlarda yaşar. Aynı anda hem güçlü hem yorgun, hem umutlu hem kırgın olabilir. Bu karmaşıklık normaldir. Ama sosyal medya dili çoğu zaman bu karmaşıklığa yer bırakmaz.

Psikoloji, kişiye “sen nesin?” demekten çok “sen ne yaşıyorsun?” diye sormalıdır. Tanı koymak uzmanlık ister; duyguyu yaşamak ise insan olmanın bir parçasıdır. Her his, bir etiketle anlam kazanmak zorunda değildir.

Ruh sağlığı içeriklerinin bir diğer riski de şudur: İnsanlar kendilerini dinlemek yerine, içeriklerde anlatılan belirtileri kendilerine uydurmaya başlar. Bu da kişinin içsel pusulasını zayıflatır. Kendi bedenine, kendi duygusuna güvenmek yerine dışarıdan gelen listelere bakar.

Elbette ruh sağlığı konuşulmalı. Ama bu konuşma insanı daraltmamalı. Bilgi, insanın eline yük gibi verilmemeli. “Bende ne var?” sorusu yerine “Ben neye ihtiyaç duyuyorum?” sorusunu doğurmalı.

Belki de mesele, ruh sağlığını konuşup konuşmamak değil; nasıl konuştuğumuzdur. Çünkü doğru yerde kullanılan bilgi iyileştirir, yanlış yerde kullanılan bilgi yaralar.

Ve belki de en sağlıklısı şudur:
Her his bir tanı değildir ama her his dikkate değerdir.

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve ozgunbakis.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.