Dışarıdan bakıldığında basit görünür: Yapılması gereken bir iş vardır ve kişi bunu yapmıyordur. Bu yüzden hemen bir etiket yapıştırılır: tembel, disiplinsiz, iradesiz. Oysa insan zihni bu kadar basit çalışmaz.
Çoğu insan ertelediği şeyin ne olduğunu bilir ama neden ertelediğini bilmez. Çünkü erteleme, yapılacak işle değil; o işin insanda uyandırdığı duyguyla ilgilidir. Başlamak, sadece bir eylem değildir. Başlamak; görünür olmak, ölçülmek, değerlendirilmek ve bazen yetersiz kalma ihtimaliyle yüzleşmek demektir.
Bir işe başlamak “elimden gelen bu mu?” sorusunu da beraberinde getirir. İşte tam bu noktada zihin devreye girer ve kişiyi korumaya çalışır. Erteleme, çoğu zaman bir kaçış değil, bir savunmadır. Kişiyi o anki kaygıdan uzak tutar. Ama bedeli daha sonra ödenir.
Erteleyen insanların çoğu, sanılanın aksine umursamaz değildir. Aksine fazlasıyla önemser. Mükemmeliyetçilik, ertelemenin en sık eşlikçisi olan özelliktir. Ya kusursuz yapılacaktır ya da hiç başlanmayacaktır. Arada “yeterince iyi” diye bir seçenek yoktur. Bu da kişiyi sürekli bir donma halinde tutar.
Bu donma hali zamanla suçluluğa dönüşür.
Yapılmayan iş, sadece yapılmamış bir görev olarak kalmaz; kişinin kendine dair inancını da kemirir. “Yine yapamadım”, “demek ki bende bir sorun var” gibi düşünceler sessizce yerleşir. Böylece erteleme sadece bir davranış olmaktan çıkar, bir kimlik algısına dönüşür.
Psikolojik açıdan erteleme; kaygı, özgüven ve kontrol duygusuyla yakından ilişkilidir. Kişi kontrol edemeyeceğini hissettiği bir alana girmemeyi tercih eder. Çünkü orada incinme ihtimali vardır. Başlamamak, başarısız olmaktan daha güvenli gelir. En azından denememiştir.
Bu yüzden “neden yapmıyorsun?” sorusu çoğu zaman yanlış bir sorudur. Asıl soru şudur:
Bu işe başlarsam, hangi duyguyla yüzleşmek zorunda kalacağım?
Bazen bu duygu korkudur. Bazen hayal kırıklığı. Bazen de başkalarının beklentilerini karşılayamama ihtimali. İnsan zihni bu yükle baş edemediğinde, işi sonraya bırakmak geçici bir rahatlama sağlar. Ama bu rahatlama kısa sürer ve yerini daha ağır bir suçluluğa bırakır.
Erteleme döngüsü tam da burada başlar: Kaçış → rahatlama → suçluluk → kendine kızma → daha fazla kaçış.
Bu döngüyü kırmanın yolu, kendine sert davranmak değildir. “Hadi artık yap” demek çoğu zaman işe yaramaz. Çünkü sorun motivasyon eksikliği değil, duygusal yük fazlalığıdır. Kişi kendine ne kadar baskı yaparsa, zihin o kadar direnç üretir.
Belki de erteleme, zihnin söylediği bir şeydir: “Şu an bununla baş edemiyorum.”
Bu cümleyi duymadan ilerlemek zordur.
Ertelemenin karşısına disiplin koymak yerine, merak koymak daha işlevseldir. Neden zor geliyor? Nerede takılıyorum? Ne olmasından korkuyorum? Bu sorular suçluluk üretmez, farkındalık üretir.
Çünkü bazen yapılması gereken şey işi bitirmek değil; işe yüklenen anlamı hafifletmektir.
Belki de erteleme, sandığımız gibi tembellik değil; insanın kendini koruma biçimlerinden biridir. Ve belki de ilk adım, bu davranışı cezalandırmak değil, anlamaya çalışmaktır.
ogr.pskdan.sudeaytas