Birinin “gitmesi” yormaz mesela.
Can yakar, ama nettir.
Bilirsin: bitmiştir.
Ama belirsizlik…
İşte insanı içten içe tüketen tam olarak odur.
Ne giden vardır ortada, ne kalan.
Ne sevildiğini hissedersin, ne de tamamen vazgeçildiğini.
Bir cümlenin yarısında kalırsın, bir bakışın anlamında sıkışırsın.
Sürekli bir “acaba”nın içinde dönüp durursun.
Benim bakış açımda insanı yoran şey, yaşadığı değil; çözemediğidir.
Çünkü zihin netliği sever.
Bir şey ya vardır ya yoktur.
Ama “belki”ler…
İnsan ruhunun en ağır yüküdür.
Bir şey ya vardır ya yoktur.
Ya kalırsın ya gidersin.
Ya istersin ya istemezsin.
Ama hayat çoğu zaman böyle işlemez.
Cümleler yarım bırakılır, niyetler açık söylenmez, duygular net yaşanmaz.
Ve insan, başkasının kurmadığı netliği kendi içinde kurmaya çalışır.
Bir arkadaşlık düşün mesela…
Ne tam yakınsınızdır ne uzak.
Ne gerçekten varsınızdır birbirinizin hayatında ne de tamamen yoksunuzdur.
Bir iş düşün…
Ne devam etmek istersin ne bırakabilirsin.
Bir hedef düşün…
İçinde hâlâ bir istek vardır ama yolun nereye çıktığı belirsizdir.
İnsan en çok böyle yerlerde yorulur.
Çünkü ortada çözülecek net bir şey yoktur ama sürekli çözmeye çalıştığın bir his vardır.
Yorgunluk, yoğunluktan değil; belirsizlikten gelir.
Ne yapacağını bilmediğinde değil, ne yapman gerektiğini kestiremediğinde tükenirsin.
Çünkü her ihtimali düşünmek, her yolu tartmak, her detayı analiz etmek…
İnsanı içten içe kemirir.
Belirsizlikte insan, dışarıyla değil kendi zihniyle savaşır.
Defalarca aynı şeyi düşünür, aynı senaryoyu kurar, aynı soruya farklı cevaplar arar.
Ama hiçbirine tam olarak inanamaz.
Çünkü ortada tutunabileceği bir gerçek yoktur.
Ve en yorucu olan da budur:
Kesinliği olmayan bir şey için kesin duygular hissetmek.
Bir noktadan sonra mesele şu olur:
Artık ne olacağını merak etmezsin,
sadece bu belirsizliğin bitmesini istersin.
Çünkü insan, kötüye bile alışır.
Ama neyin iyi neyin kötü olduğunu bilmediği yerde kalamaz.
Bu yüzden bazen en büyük ihtiyaç cevap değil, netliktir.
Kırıcı da olsa, eksik de olsa, istediğin gibi olmasa da…
Net olan her şey, belirsiz olandan daha az yorar.
Çünkü insan en çok,
adı konmamış şeylerin içinde kaybolur.