İnsan bazen hayatla değil, kendisiyle uğraşır.
Dışarıda her şey yolunda gibidir ama içinde bir direnç vardır.
Sanki mutlu olmak bir ihtimal değil, alışılmamış bir duygu gibidir.
Çünkü bazı insanlar huzura değil, mücadeleye alışır.
Zihin, tanıdık olanı güvenli sanır.
Bu yüzden kaosu bilir,
ama sakinliği öğrenmek zorunda kalır.
Tam her şey yoluna girerken gelen o küçük şüpheler…
“Gerçek mi bu?”
“Ya geçerse?”
Aslında bunlar zayıflık değil.
Bunlar, geçmişten kalan izler.
Ama şu fark edilmez:
İnsan, öğrendiği her şeyi değiştirebilir.
Kendine rağmen mutlu olmak belki mümkün değildir,
ama kendinle birlikte mutlu olmayı öğrenmek mümkündür.
Çünkü o ses…
seni geri çeken, şüphe eden, korkan tarafın
aslında seni korumaya çalışan eski bir parçan.
Ve sen artık o eski yerinde değilsin.
İnsan bir anda iyileşmez.
Ama fark ettiği anda değişmeye başlar.
Kendine biraz daha anlayış gösterdiğinde,
biraz daha sabırlı olduğunda…
İçindeki o direnç yavaş yavaş çözülür.
Mutluluk bir “an” değil belki.
Ama bir izin.
Kendine verdiğin küçük, sessiz bir izin:
“Ben de iyi hissedebilirim.”
Ve belki de mesele hiçbir zaman
kendine rağmen mutlu olmak değildi.
Mesele,
kendine rağmen savaşmayı bırakıp
kendinle aynı tarafta olabilmekti.
Ve insan, kendine karşı durmayı bıraktığı gün…
hayat ilk kez ona karşı değil, onunla birlikte akmaya başlar.