Bazen en kalabalık ortamda bile insan kendini fazlalık gibi hisseder. Gülüşler vardır ama sana değmez, sohbetler akar ama içine karışmaz. Oradasındır ama ait değilsindir. İşte ait hissedememek tam olarak budur: Fiziksel olarak bir yerde bulunup ruhen dışarıda kalmak.
Ait hissedememek, aslında dışarıda kalmak değil; içeride yer bulamamaktır.
İnsan doğası gereği bağ kurmak ister. Bir şehre, bir eve, bir okula, bir ilişkiye… Ama bazen ne kadar çabalarsan çabala, içindeki ses “burası değil” der. Ve o ses çok inatçıdır. Susturamazsın. Çünkü mesele mekân değildir, mesele ruhun temas edememesidir.
Ait hissedememek çoğu zaman yanlış yerde olmakla karıştırılır. Oysa bazen doğru yerdesindir ama yanlış zamandasındır. Bazen doğru insanlardasındır ama yanlış hâlindesindir. İçin yorgundur, kırgındır, savunmadadır. İnsan, kendine yabancılaştığında hiçbir yere yerleşemez.
Kök salmak için önce toprağa güvenmek gerekir. Ama ya daha önce söküldüysen? Ya bir yerde kalmaya niyet ettiğinde yalnız bırakıldıysan? İşte o zaman insan, her yeni başlangıçta çantasını kapının yanında tutar. Gider gibi yaşar. Tam yerleşmez. Çünkü kalmak cesaret ister.
Ait hissedememek bazen fazlalık gibi hissettirir. “Ben olmasam da olur” düşüncesi sinsice yerleşir zihne. Oysa gerçek şu ki; insanın ait hissedememesi, değersizliğinden değil, hassasiyetindendir. Derin insanlar yüzeyde tutunamaz. Ruhunun derinliğine denk bir bağ bulamadığında, dalgaların üzerinde savruluyormuş gibi hisseder.
Belki de ait olmak, bir yere sığmak değildir. Belki de ait olmak, olduğun hâlinle kabul edildiğin yerdir. Rol yapmadan. Kendini küçültmeden. Daha az konuşarak ya da daha çok susarak değil; tam olarak sen olarak.
Ve belki de en zor ama en gerçek aidiyet, insanın kendine ait olmasıdır.
Kendi duygularına, kendi yaralarına, kendi kararsızlıklarına… “Böyleyim” diyebilmek. Kendini bırakmamak. Çünkü insan kendine ait olmayı başardığında, dünya biraz daha yaşanır bir yer olur. O zaman bir şehir yabancı gelmez, bir masa soğuk hissettirmez, bir kalp korkutmaz.
Ait hissedememek bir eksiklik değil; bazen henüz doğru bağa rastlamamış olmanın sessiz işaretidir.
Ait hissedememek bir eksiklik değil; ruhunun, sıradan bir yere razı olmamasıdır