Yalnızlık her zaman kimsenin yanında olmaması değildir.
Bazen en kalabalık yerde bile içinin sessiz kalmasıdır.
İnsan zamanla şunu öğrenir:
Herkes dinliyor gibi yapar, ama çok azı gerçekten duyar.
Bu yüzden bazı şeyler söze dönüşmeden içinde kalır.
Ve içeride kalan her şey bir süre sonra yalnızlığa dönüşür.
En ağır yalnızlık;
anlatacak birinin olmaması değil,
anlatınca değişmeyeceğini bilmektir.
Ama insanı en çok yoran da bu değil aslında…
en çok yoran şey, anlatamadıkça kendine bile uzaklaşmaktır.
Kendi duygularını anlamaya çalışırken kaybolmak gibi.
Yine de bir şey var ki unutuluyor:
İnsan sustukça bitmez, sadece birikir.
Ve bir gün, en beklemediğin anda
o biriken şeyler seni yeniden kendine getirir.
Çünkü hiçbir duygu sonsuza kadar içeride kalmaz.
Her bastırılan şey, bir yol bulur.
Bazen bir cümleyle…
bazen bir bakışla…
bazen sadece “artık dayanamıyorum” dediğin o anda.
İşte orası kırılma değil, başlangıçtır.
Çünkü insanın en sessiz anları bile
yeniden kendine döndüğü yer olabilir.
Ve belki de en doğru cümle şudur:
Yalnızlık her zaman kayıp değildir…
bazen insanın kendini yeniden bulma şeklidir.