Şimdi doğru olman yetmiyor; beğenilmen gerekiyor.
Sosyal medyada bir fikir paylaşıldığında ilk sorulan soru şu değil artık: “Bu doğru mu?”
Asıl soru şu: “Kaç like aldı?”
Like sayısı arttıkça fikir güçleniyor, azaldıkça değersizleşiyor. Gerçekler sessiz kalıyor, popüler olan bağırıyor. Algoritma kime mikrofon uzatırsa, haklı da o oluyor. Mahkemeye gerek yok; jüri hazır. Parmak uçlarımızda.
Bir cümle düşünün. Yanlış, eksik, hatta zararlı. Ama iyi paketlenmiş, duygulara oynuyor, tarafını belli ediyor. Altına birkaç etkileyici emoji, üstüne biraz öfke. On binlerce beğeni. Artık o cümle yanlış değil; dokunulmaz. Eleştirirsen “linççi”, sorgularsan “karşı taraf”, susarsan “suç ortağı” oluyorsun.
Sosyal medya bize fikir özgürlüğü vaat etti ama pratikte şunu öğretti:
Fikrinin özgür olması için önce sevilmesi gerekiyor.
Kimse “Bilmiyorum” demek istemiyor. Çünkü “bilmiyorum” paylaşılmıyor.
Kimse durup düşünmek istemiyor. Çünkü düşünmek yavaş, sosyal medya hızlı.
Kimse gri alanlara girmiyor. Çünkü gri like getirmiyor; siyah ya da beyaz olacaksın.
Bir de sessizler var. Okuyan, düşünen, tartan ama yazmayanlar. Onlar görünmüyor. Görünmeyen de yok sayılıyor. Oysa çoğu zaman en makul, en dengeli, en insani bakış orada duruyor. Ama algoritma makulü sevmiyor. Makul viral olmuyor.
Bugün sosyal medyada haklı olmak, çoğu zaman yüksek sesle aynı anda bağırmak demek. Ne kadar çok kişi bağırıyorsa, o kadar “doğru”. İçerik değil yankı önemli. Argüman değil etkileşim. Vicdan bile performansa dönüştü: Doğru yerde, doğru cümleyle, doğru anda paylaşırsan makbul.
Yanlış bir bilgiyi düzeltmek bile riskli. Çünkü doğru olmak seni alkışlatmıyor, hedef yapıyor. İnsanlar fikrini savunmaktan çok, beğeni kaybetmemeyi savunuyor. Bu yüzden çoğu paylaşım düşünceden değil, pozisyondan doğuyor.
Sosyal medya bize “ses” verdi ama aynı anda şunu da yaptı:
O sesi ölçülebilir hâle getirdi.
Ölçülen şey ise zamanla gerçeğin yerini aldı.
Bugün birçok insan için haklı olmak; adil olmak, tutarlı olmak ya da dürüst olmak değil. Haklı olmak, ekranın sağ üst köşesindeki küçük kalbin sayısıyla ilgili. O kalp varsa cesaret var. Yoksa sessizlik.
Belki de kendimize şu soruyu sormanın zamanı geldi:
Bir fikri savunuyor muyuz, yoksa sadece beğenileceğini bildiğimiz için mi paylaşıyoruz?
Çünkü şunu unutuyoruz:
Like alabilen her zaman haklı değildir.
Ama like alamayanın haklı olma ihtimali, sandığımızdan çok daha yüksektir.
Ve bazen en doğru cümleler,
hiç paylaşılmayanlardır