Naz Gündüz-Öğr.Psk.
Köşe Yazarı
Naz Gündüz-Öğr.Psk.
 

"Hastalıklar olmasaydı biz olur muyduk?”

İlk bakışta kulağa sert, hatta acımasız gelen bir soru bu. Kim hastalıkların varlığını savunabilir ki? Acı, kayıp, korku ve çaresizlikle anılan bir kavramdan söz ediyoruz. Ama biraz durup düşününce, bu sorunun yalnızca tıbbi değil, insanlığın kendisine dair derin bir anlam taşıdığını fark ediyoruz. İnsan, çoğu zaman yoklukla, tehlikeyle ve zorlukla şekillenir. Hastalıklar da insanlık tarihinin en büyük sınavlarından biri olmuştur. Salgınlar şehirleri boşaltmış, aileleri dağıtmış, korkuyu toplumların içine işlemiştir. Fakat aynı hastalıklar, insanı düşünmeye, aramaya ve çözüm üretmeye zorlamıştır. Tıp dediğimiz şey, aslında bir çaresizliğe verilen en uzun soluklu cevaptır. Eğer hastalıklar olmasaydı, belki de bu kadar erken öğrenemezdik dayanışmayı. Bir yabancının kapısına çorba bırakmayı, bir yakının başında sabaha kadar beklemeyi, bir çocuğun ateşi düştüğünde duyulan o derin rahatlamayı… Sağlık, çoğu zaman kaybetme ihtimaliyle anlam kazanır. İyileşmek ise yalnızca bedensel değil, insani bir deneyimdir. Hastalıklar bilimi de büyüttü. Aşılar, antibiyotikler, ameliyat teknikleri, yoğun bakım üniteleri… Bunların hiçbiri durup dururken ortaya çıkmadı. Hepsi bir ihtiyaçtan doğdu. İnsan, hayatta kalmak için düşündü, denedi, yanıldı ve tekrar denedi. Her salgın, aynı zamanda yeni bir öğrenme döneminin başlangıcı oldu. Ama meselenin bir de daha kişisel bir tarafı var. Hastalık, insana kırılgan olduğunu hatırlatır. Günlük hayatın koşturmacasında unuttuğumuz bir gerçeği yüzümüze çarpar: Kontrol sandığımız kadar güçlü değildir. Bu fark ediş, çoğu zaman insanı yavaşlatır. Öncelikleri değişir. Sağlığın, zamanın ve sevdiklerinin kıymeti daha görünür hale gelir. Elbette kimse hastalıkların varlığını bir nimet gibi görmek zorunda değil. Hatta şükür etmeli acının romantize edilecek bir tarafı yok. Ancak inkâr edemeyeceğimiz bir gerçek var: İnsanlık, biraz da bu mücadelelerin içinde yoğruldu. Her kriz, insanı daha dikkatli, daha bilinçli ve bazen de daha merhametli yaptı. Belki de asıl soru şu: Hastalıklar olmasaydı, tıp bu kadar gelişir miydi? İnsan hayatı bu kadar değerli görülür müydü? Birbirimize bu kadar ihtiyaç duyar mıydık? Kesin cevaplar vermek zor. Ama şunu söylemek mümkün: İnsanlık, yalnızca sağlığıyla değil, hastalığa verdiği cevapla da kendini var etti. Direnerek, öğrenerek ve iyileşmenin yollarını arayarak… Belki de bu yüzden, hastalıklar olmasaydı insan yine olurdu; ama bugün bildiğimiz haliyle olmazdı.  
Ekleme Tarihi: 13 Şubat 2026 -Cuma

"Hastalıklar olmasaydı biz olur muyduk?”

İlk bakışta kulağa sert, hatta acımasız gelen bir soru bu. Kim hastalıkların varlığını savunabilir ki? Acı, kayıp, korku ve çaresizlikle anılan bir kavramdan söz ediyoruz. Ama biraz durup düşününce, bu sorunun yalnızca tıbbi değil, insanlığın kendisine dair derin bir anlam taşıdığını fark ediyoruz.

İnsan, çoğu zaman yoklukla, tehlikeyle ve zorlukla şekillenir. Hastalıklar da insanlık tarihinin en büyük sınavlarından biri olmuştur. Salgınlar şehirleri boşaltmış, aileleri dağıtmış, korkuyu toplumların içine işlemiştir. Fakat aynı hastalıklar, insanı düşünmeye, aramaya ve çözüm üretmeye zorlamıştır. Tıp dediğimiz şey, aslında bir çaresizliğe verilen en uzun soluklu cevaptır.

Eğer hastalıklar olmasaydı, belki de bu kadar erken öğrenemezdik dayanışmayı. Bir yabancının kapısına çorba bırakmayı, bir yakının başında sabaha kadar beklemeyi, bir çocuğun ateşi düştüğünde duyulan o derin rahatlamayı… Sağlık, çoğu zaman kaybetme ihtimaliyle anlam kazanır. İyileşmek ise yalnızca bedensel değil, insani bir deneyimdir.

Hastalıklar bilimi de büyüttü. Aşılar, antibiyotikler, ameliyat teknikleri, yoğun bakım üniteleri… Bunların hiçbiri durup dururken ortaya çıkmadı. Hepsi bir ihtiyaçtan doğdu. İnsan, hayatta kalmak için düşündü, denedi, yanıldı ve tekrar denedi. Her salgın, aynı zamanda yeni bir öğrenme döneminin başlangıcı oldu.

Ama meselenin bir de daha kişisel bir tarafı var. Hastalık, insana kırılgan olduğunu hatırlatır. Günlük hayatın koşturmacasında unuttuğumuz bir gerçeği yüzümüze çarpar: Kontrol sandığımız kadar güçlü değildir. Bu fark ediş, çoğu zaman insanı yavaşlatır. Öncelikleri değişir. Sağlığın, zamanın ve sevdiklerinin kıymeti daha görünür hale gelir.

Elbette kimse hastalıkların varlığını bir nimet gibi görmek zorunda değil. Hatta şükür etmeli acının romantize edilecek bir tarafı yok. Ancak inkâr edemeyeceğimiz bir gerçek var: İnsanlık, biraz da bu mücadelelerin içinde yoğruldu. Her kriz, insanı daha dikkatli, daha bilinçli ve bazen de daha merhametli yaptı.

Belki de asıl soru şu: Hastalıklar olmasaydı, tıp bu kadar gelişir miydi? İnsan hayatı bu kadar değerli görülür müydü? Birbirimize bu kadar ihtiyaç duyar mıydık?

Kesin cevaplar vermek zor. Ama şunu söylemek mümkün: İnsanlık, yalnızca sağlığıyla değil, hastalığa verdiği cevapla da kendini var etti. Direnerek, öğrenerek ve iyileşmenin yollarını arayarak…

Belki de bu yüzden, hastalıklar olmasaydı insan yine olurdu; ama bugün bildiğimiz haliyle olmazdı.
 

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve ozgunbakis.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.
https://ad.reklm.com/aff_c?offer_id=62376&aff_id=40396