Bugünün gençliği tarihin en bağlantılı ama belki de en yalnız nesli. Bir yandan dünyanın her yerindeki fikirlerle iç içeyiz; diğer yandan kendimizle baş başa kalmaya pek fırsat bulamıyoruz. Sürekli bir koşturma hali var. Bir şeyleri kaçırıyormuş gibi hissetmek, geri kalma korkusu, başkalarının hayatlarını izleyip kendi hayatını yetersiz sanmak… Bunlar artık sıradan duygular haline geldi.
Ama kimse şu gerçeği yüksek sesle söylemiyor: Herkes biraz kaybolmuş durumda. O “mükemmel” görünen hayatların arkasında da kararsızlık, korku ve belirsizlik var.
Genç olmanın en zor tarafı belki de şu: Herkes senden bir şey olmanı bekliyor ama kimse sana kim olmak istediğini sormuyor.
Bir meslek seç. Bir hedef koy. Başarılı ol. Para kazan. Mutlu ol. Bunların hepsi doğru gibi görünüyor ama çoğu zaman eksik. Çünkü insan sadece sonuçlardan ibaret değil. Denediği şeylerden, vazgeçtiklerinden, yeniden başladıklarından oluşuyor.
Şunu kabul etmek gerekiyor: Hayat, düz bir çizgi değil. Kimse 20’li yaşlarında her şeyi çözmüş olmuyor. Hatta çoğu insan 30’larında, 40’larında bile hâlâ ne yapmak istediğini tam olarak bilmiyor. Bu bir başarısızlık değil. Bu, hayatın kendisi.
Belki de gençliğin en değerli tarafı tam olarak burada yatıyor. Henüz kesinleşmemiş olmakta. Yön değiştirebilmekte. Yanılma hakkına sahip olmakta.
Çünkü en büyük hata, hata yapmaktan korkup hiç denememek.
Bugün birçok genç, bir adım atmadan önce her şeyi garanti altına almak istiyor. Risk almak ürkütücü geliyor. Ama gerçek şu ki, en sağlam görünen yollar bile bazen insanı mutlu etmiyor. Bazen en mantıklı kararlar, en ağır yük haline gelebiliyor.
Kendini bulmak, hazır bir cevapla gelen bir şey değil. Deneyerek, yaşayarak, bazen düşerek oluşuyor.
Ve belki de en önemlisi şu: Kendini başkalarıyla ölçmeyi bıraktığın anda başlıyor her şey.
Birinin kariyeri senden hızlı ilerleyebilir. Bir başkası daha erken para kazanmaya başlayabilir. Bir diğeri hayalindeki hayatı yaşıyor gibi görünebilir. Ama kimse senin yolunda yürümüyor. Sen de kimseninkinde yürümek zorunda değilsin.
Gençlik bir yarış değil. Bir keşif süreci.
Kimi zaman kaybolmuş hissetmek, aslında yeni bir yön bulmaya en yakın olduğun an olabilir. Çünkü o anlarda insan gerçekten durup düşünüyor: “Ben ne istiyorum?”
Ve belki de bu sorunun cevabı hemen gelmeyecek. Ama önemli olan soru sormaya devam etmek.
Gürültü hiç bitmeyecek. Beklentiler de. Karşılaştırmalar da. Ama bir noktada insan, kendi sesini diğerlerinden ayırmayı öğreniyor. İşte o an, gerçekten büyümeye başladığın an oluyor.
Belki bugün hâlâ kararsızsın. Belki hâlâ nerede olmak istediğini bilmiyorsun. Ama bu bir eksiklik değil. Bu, yolun henüz devam ettiği anlamına geliyor.
Ve bazen en doğru yer, tam da şu an bulunduğun yerdir.