Bir ülke bazen odak kaybıyla, bazen hafıza kaybıyla, bazen de sürekli meşgul ama hiçbir şeye gerçekten yoğunlaşamayan insanlarla çözülür.
Bugün yaşadığımız en büyük kırılma, çoğu kişinin sandığı gibi yalnızca döviz, kira, maaş, faiz ya da işsizlik meselesi değil. Bunların hepsi elbette gerçek ve yakıcı. Ama daha derinde, daha sinsi bir problem var:
Bu toplumun dikkat süresi çalındı.
Ve dikkatini kaybeden bir toplum, önce düşünme yeteneğini; sonra sorgulama refleksini; en sonunda da geleceğini kaybeder.
Eskiden insanlar bir meseleyi tartışırdı.
Şimdi sadece bir başlığa tepki veriyorlar.
Eskiden fikirler çatışırdı.
Şimdi algoritmalar kavga ettiriyor.
Eskiden insanlar bir yazıyı sonuna kadar okur, bir konuşmayı baştan sona dinler, bir sorunun nedenini anlamaya çalışırdı.
Bugün ise herkesin zihni aynı anda açık kalan sekmeler gibi:
yarım bilgi, eksik öfke, tam yorgunluk.
Bu yüzden artık toplumda en hızlı yayılan şey bilgi değil;
refleks.
Bir video.
Bir cümle.
Bir kesit.
Bir manipülasyon.
Ve birkaç dakika içinde milyonlarca insan, konunun ne olduğunu tam bilmeden aynı öfkeye, aynı korkuya, aynı linçe ya da aynı sahte coşkuya sürüklenebiliyor.
Bu yeni çağın en büyük iktidar aracı, sadece para ya da medya gücü değil.
İnsanların neye dikkat vereceğini belirleme gücü.
Çünkü bir topluma ne düşüneceğini söylemek kadar etkili bir başka şey daha vardır:
Neyi hiç düşünmemesi gerektiğini öğretmek.
Tam da bu yüzden bugün herkes çok şey biliyor gibi görünüyor ama aslında çok az şey anlıyor.
Çünkü bilgiye erişim arttı;
ama anlam üretme kapasitesi düştü.
Bir genç sabah uyanır uyanmaz onlarca içeriğe maruz kalıyor.
Ekonomi kötü, ilişkiler sahte, başarı aşırı parlatılmış, güzellik filtreli, siyaset bağırarak yapılıyor, gündem her saat değişiyor.
Bu kuşak yalnızca yorgun değil.
Bu kuşak zihinsel olarak kuşatma altında.
Ve sonra aynı gençlere dönüp soruyoruz:
“Neden sabırsızsınız?”
“Neden tahammülsüzsünüz?”
“Neden hiçbir şeye uzun süre odaklanamıyorsunuz?”
Çünkü bu çağ, insan yetiştirmiyor.
Tüketici refleksi üretiyor.
Her şey hızlı.
Her şey anlık.
Her şey gösteri.
Bilgi gösteri.
Acı gösteri.
Başarı gösteri.
Muhalefet gösteri.
Ahlak bile gösteri.
Kimse gerçekten yaşamıyor;
herkes yaşadığını kanıtlamaya çalışıyor.
İşte tam burada asıl felaket başlıyor.
Çünkü gösteriye alışan toplumlar, bir süre sonra hakikatten sıkılmaya başlar.
Hakikat yavaştır çünkü.
Hakikat detay ister.
Hakikat sabır ister.
Hakikat çoğu zaman viral olmaz.
Oysa bugünün dünyasında değerli olan şey doğru olmak değil;
dikkat çekmek.
Bu yüzden en çok bağıranlar en çok duyuluyor.
En çok bilenler değil;
en çok kesen cümleyi kuranlar kazanıyor.
Ve ne acıdır ki artık sadece siyaset değil, gündelik hayat da bu mantıkla işliyor.
İnsanlar iş üretmekten çok görünür olmaya,
düşünmekten çok tepki vermeye,
inşa etmekten çok poz vermeye zorlanıyor.
Bu yüzden toplumda büyük bir sessiz tükeniş var.
Kimse tam olarak çökmüyor gibi görünüyor.
Ama kimse de gerçekten iyi değil.
Herkes bir şeylerin içinde ama hiçbir şeyin merkezinde değil.
Herkes konuşuyor ama çok az kişi sahiden bir şey söylüyor.
Herkes bağlı ama herkes yalnız.
Ve bu yalnızlık, eski yalnızlık değil.
Bu; kalabalığın içinde, ekran ışığında, sürekli erişilebilir ama derin biçimde kopuk olmanın yalnızlığı.
Belki de bu çağın en büyük trajedisi tam burada yatıyor:
İnsanlar artık hayatı yaşamıyor,
hayatın akışına yetişmeye çalışırken kendilerini kaçırıyorlar.
Peki çözüm ne?
Çözüm büyük laflarda değil.
Çözüm bazen devrim kadar sert, bazen de çok basit:
Bir haberi sonuna kadar okumak.
Bir konuda hemen fikir beyan etmemek.
Her öfkeye katılmamak.
Her gündeme koşmamak.
Her görünene inanmamak.
Ve en önemlisi,
yeniden uzun düşünmeyi öğrenmek.
Çünkü bir toplumun yeniden ayağa kalkması, sadece ekonomik reformla, sadece seçimle, sadece teknolojiyle olmaz.
Bir toplum önce zihinsel egemenliğini geri almalıdır.
Dikkatini geri alan insan, düşüncesini geri alır.
Düşüncesini geri alan insan, iradesini geri alır.
İradesini geri alan toplum ise bir gün mutlaka kaderini de geri alır.
Bugün bize en çok lazım olan şey, daha fazla içerik değil.
Daha fazla ses değil.
Daha fazla gürültü hiç değil.
Bize lazım olan şey şu:
yeniden ciddiyet.
Çünkü bu ülkenin asıl meselesi yalnızca geçim değil.
Bu ülkenin asıl meselesi,
zihni dağılmış bir toplumun geleceği nasıl kuracağıdır.
Ve kimse kusura bakmasın:
Dikkatini koruyamayan bir neslin,
yarını koruması da kolay olmayacak.