Sabah uyanır uyanmaz yaptığın ilk şey ne?
Alarmı kapatmak mı, yoksa ekranı kaydırmak mı?
Büyük ihtimalle ikincisi. Daha yataktan kalkmadan başkalarının hayatlarına bakıyor, başarılarını görüyor, tatillerine imreniyor, bir yandan da “Ben ne yapıyorum?” diye içinden geçiriyorsun.
Merak etme, yalnız değilsin.
Bu his artık bir neslin ortak duygusu.
Bize “her şeye ulaşabilirsiniz” dendi. Bilgiye, paraya, mutluluğa, üne… Bir tık uzağımızda gibi gösterildi her şey.
Ama kimse şunu söylemedi: Her şeye aynı anda maruz kalmak insanı yorar. Bizim yorgunluğumuz biraz da buradan geliyor.
Fiziksel değil bu; zihinsel, duygusal, hatta varoluşsal bir yorgunluk.
Sosyal medyada herkes bir şey “olmuş”. Girişimci, gezgin, influencer, yatırımcı, sporcu… 22 yaşında şirket kuranlar, 25’inde dünyayı gezenler, 30 olmadan “hayatını çözenler”. Peki ya çözmeyenler?
Onlar da var ama algoritma onları pek sevmiyor. Çünkü sıradanlık izlenmiyor. Oysa hayatın büyük kısmı zaten sıradan.
Sorun şu: Biz başkalarının vitrinine bakıp kendi mutfağımızı yargılıyoruz. Kimse başarısız denemelerini, kararsız gecelerini, “ben ne yapacağım” paniğini paylaşmıyor. Ama herkes yaşıyor. Sadece filtresiz değil.
Bir de sürekli meşgul olma hali var. Boş kalmak suç gibi. Bir şey izle, bir şey dinle, bir şey öğren, kendini geliştir.
Durmak yok. Ama insan bazen durmazsa kendini duyamıyor. Sessizlikten kaçtıkça kafa daha çok gürültü yapıyor.
Belki de gençlerin bugün en büyük ihtiyacı yeni bir motivasyon konuşması değil. “Daha çok çalış” cümlesini zaten bin kez duyduk.
Belki ihtiyacımız olan şey şunu duymak: Yavaşlayabilirsin. Kararsız olabilirsin. Henüz bulmamış olabilirsin. Bu seni eksik yapmaz.
Hayat bir “erken başarı” yarışması değil. Geç kalanların da kazandığı çok hikâye var ama onlar trend olmuyor. Çünkü sabır viral değil.
Emek hemen parlamıyor. Ama gerçek tatmin genelde oradan çıkıyor.
Şunu kendimize hatırlatmamız lazım: Takipçi sayısı değer belirlemiyor. Ve herkesin temposu farklı. Kendi hızında yürümek geri kalmak değildir.
Belki bugün telefonda biraz daha az kaydırıp kendine şu soruyu sorsan iyi olur: “Ben gerçekten ne istiyorum, yoksa sadece bana gösterileni mi istiyorum?” Cevap hemen gelmeyebilir.
Gelmek zorunda da değil. Ama doğru soru bazen yarım cevaptan daha değerlidir.
Bu köşe yazısını okurken bile bir bildirim gelmiş olabilir. İstersen kapat. Dünya kaçmaz. Ama kendini biraz daha duyabilirsin.