Naz Gündüz-Öğr.Psk.
Köşe Yazarı
Naz Gündüz-Öğr.Psk.
 

İç sesimize sağır mı olduk ?

  Artık sessizlik neredeyse yok. Uyanır uyanmaz telefona uzanıyoruz; gün boyunca bildirimler, videolar, mesajlar, akışlar arasında zihnimiz hiç durmadan meşgul ediliyor. Dijital dünya bize sürekli bir şeyler söylüyor. Ve biz, farkında olmadan kendi iç sesimizi duymamayı öğreniyoruz. Çünkü iç ses, dikkat ister. Boşluk ister. Oysa biz o boşluğu doldurmak için eğitildik. En küçük bir sıkılma anında bile elimiz telefona gidiyor. Asansörde, otobüste, hatta birkaç dakikalık bekleyişte bile zihnimizi dış seslerle besliyoruz. Böylece içimizde konuşmaya başlayacak o sesi daha doğmadan bastırıyoruz. Ama mesele sadece alışkanlık değil, biraz da kaçış. İç ses çoğu zaman konforlu değildir. Sormak istemediğimiz soruları sorar: “Gerçekten mutlu musun?”, “Bunu neden yapıyorsun?”, “Bundan sonra ne olacak?” Dijital dünyanın gürültüsü ise bu soruları bastırmak için mükemmel bir araç sunar. Ekrana bakarken düşünmek zorunda kalmayız. Hissetmek zorunda kalmayız. Zamanla bu bir döngüye dönüşür. İç sesimizi duymadıkça ona yabancılaşırız. Yabancılaştıkça da ondan çekinmeye başlarız. Çünkü sessizlik artık huzur değil, belirsizlik yaratır. Telefonu kapattığımız an, sanki bir boşluğa düşecekmiş gibi hissederiz. Oysa o boşluk, aslında kendimizle karşılaşacağımız alandır. Dijital dünya bize sürekli bağlantı vaat ederken, içsel kopuşumuzu derinleştiriyor olabilir. Herkese yetişmeye çalışırken kendimize geç kalıyoruz. Başkalarının hayatlarını izlerken, kendi hayatımızı içimizden duyamaz hale geliyoruz. Ama bu durum geri döndürülemez değil. İç sesle yeniden bağ kurmak, küçük ama bilinçli tercihlerle başlar. Bazen hiçbir şey yapmadan oturmak, bazen yürürken kulaklık takmamak, bazen de sıkılmaya izin vermek… Bunlar basit gibi görünür ama zihnin yeniden kendi ritmini bulması için gereklidir. Kendi iç sesinden korkmak, aslında uzun süredir onu duymamış olmaktan kaynaklanır. Çünkü tanımadığımız her şey gibi, o da ilk başta ürkütücüdür. Ama insan, biraz sabrettiğinde fark eder: O ses düşman değil, yön bulmaya çalışan bir parçadır. Belki de asıl cesaret, ekranı kapatıp o sessizliğin içine girebilmektir. Çünkü orada, bütün gürültünün altında hâlâ konuşmayı bekleyen biri var: kendimiz.
Naz Gündüz-Öğr.Psk.

İç sesimize sağır mı olduk ?

 
Artık sessizlik neredeyse yok. Uyanır uyanmaz telefona uzanıyoruz; gün boyunca bildirimler, videolar, mesajlar, akışlar arasında zihnimiz hiç durmadan meşgul ediliyor. Dijital dünya bize sürekli bir şeyler söylüyor. Ve biz, farkında olmadan kendi iç sesimizi duymamayı öğreniyoruz.

Çünkü iç ses, dikkat ister. Boşluk ister. Oysa biz o boşluğu doldurmak için eğitildik. En küçük bir sıkılma anında bile elimiz telefona gidiyor. Asansörde, otobüste, hatta birkaç dakikalık bekleyişte bile zihnimizi dış seslerle besliyoruz. Böylece içimizde konuşmaya başlayacak o sesi daha doğmadan bastırıyoruz.

Ama mesele sadece alışkanlık değil, biraz da kaçış. İç ses çoğu zaman konforlu değildir. Sormak istemediğimiz soruları sorar: “Gerçekten mutlu musun?”, “Bunu neden yapıyorsun?”, “Bundan sonra ne olacak?” Dijital dünyanın gürültüsü ise bu soruları bastırmak için mükemmel bir araç sunar. Ekrana bakarken düşünmek zorunda kalmayız. Hissetmek zorunda kalmayız.

Zamanla bu bir döngüye dönüşür. İç sesimizi duymadıkça ona yabancılaşırız. Yabancılaştıkça da ondan çekinmeye başlarız. Çünkü sessizlik artık huzur değil, belirsizlik yaratır. Telefonu kapattığımız an, sanki bir boşluğa düşecekmiş gibi hissederiz. Oysa o boşluk, aslında kendimizle karşılaşacağımız alandır.

Dijital dünya bize sürekli bağlantı vaat ederken, içsel kopuşumuzu derinleştiriyor olabilir. Herkese yetişmeye çalışırken kendimize geç kalıyoruz. Başkalarının hayatlarını izlerken, kendi hayatımızı içimizden duyamaz hale geliyoruz.

Ama bu durum geri döndürülemez değil. İç sesle yeniden bağ kurmak, küçük ama bilinçli tercihlerle başlar. Bazen hiçbir şey yapmadan oturmak, bazen yürürken kulaklık takmamak, bazen de sıkılmaya izin vermek… Bunlar basit gibi görünür ama zihnin yeniden kendi ritmini bulması için gereklidir.

Kendi iç sesinden korkmak, aslında uzun süredir onu duymamış olmaktan kaynaklanır. Çünkü tanımadığımız her şey gibi, o da ilk başta ürkütücüdür. Ama insan, biraz sabrettiğinde fark eder: O ses düşman değil, yön bulmaya çalışan bir parçadır.

Belki de asıl cesaret, ekranı kapatıp o sessizliğin içine girebilmektir. Çünkü orada, bütün gürültünün altında hâlâ konuşmayı bekleyen biri var: kendimiz.
Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve ozgunbakis.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.