
Eskiden günlük tutmak romantikti.
Defter açılır, kalem elde… “Sevgili günlük, bugün yine dram doluydu.”
Şimdi?
Telefonu açıyoruz, karşımıza bir uygulama çıkıyor:
“Bugün nasılsın?”
Aşk acımı anlatacağım… karşımdaki robot yüz ifademi mi ölçüyor belli değil.
Kâğıt sessizdi.
Uygulama değil:
“Bugün yazmayı unuttun”
Ya kardeşim, içimden gelmedi işte, niye trip atıyorsun?
Eskiden sayfalar dolardı, bazen gözyaşı izi kalırdı.
Şimdi yanlışlıkla tuşa fazla basıyoruz:
“Bugün üzgündüm”
Sanki duyguyu uygulamaya abartılı anlatınca daha iyi anlayacak.
Bir de şu var:
Defter kaybolur, mahremiyet tehlikedeydi.
Şimdi dijital günlük kaybolmuyor ama başka bir tehlike var:
Bulut depolama.
Yani hayatımın tüm dramı gökyüzünde dolaşıyor.
İsterseniz romantizm, isterseniz risk deyin.
Ama yine de bir itiraf:
Dijital günlük pratik, hızlı, düzenli.
Tek sorun şu: Duygularımız da artık çok düzenli.
Sanki içimiz Dropbox klasörü.
Sonuç?
Defter mi, dijital mi fark etmez.
Yeter ki kendimizi dinlemeyi unutmayalım.
Ama arada bir defter açmak iyi geliyor. O defter o el yorulmuşluğu tamam bu son kelimeler.
En azından kimse “Bugün yazmadın!” diye kapris yapmıyor.
Bence defter geleneğini unutmayalım.