Hayat, çoğu zaman bize acele etmeyi fısıldar. Hızlan, yetiş, geç kalma… Oysa insanın ruhu hızla değil, sabırla olgunlaşır. Sabır; beklemek değil, beklerken kalbini bozmamaktır. İşte bu yüzden sabır yolun yarısıdır. Çünkü insan, sabretmeyi öğrendiğinde yolun en zor kısmını aşmış olur.
Sabır, insanın iradesini eğitir.
Başına geleni inkâr etmeden, isyan etmeden, hikmetini bilmeden de olsa Rabbine güvenerek durabilmektir. Sabreden kişi, yükünü hafifletmez belki ama yüreğini güçlendirir. Yol hâlâ uzundur, imtihan bitmemiştir; fakat artık yürüyen insan sağlamdır.
Kader ise insanın göremediği tamamlayıcıdır. Sen elinden geleni yapar, sabırla adımını atarsın; kader, senin ulaşamadığın yerlerde devreye girer. Kapalı sandığın kapıları açar, geciken hayırları vaktinde getirir. Kader, sabrın boşa gitmediğini fısıldar insana.
İnsan bazen “Daha ne kadar?” diye sorar. Oysa sabır, sürenin değil, güvenin adıdır. Ne zaman, nasıl ve nerede olacağını bilmeden Allah’a emanet edebilmektir sonucu. İşte tam da bu noktada kader konuşur. Sen sustuğunda, beklediğinde, razı olduğunda…
Sabır yolun yarısıdır çünkü seni yolda tutar. Kader kalanını tamamlar çünkü seni varman gereken yere ulaştırır. Ve insan, bu iki hakikati kalbine yerleştirdiğinde anlar ki; hiçbir bekleyiş boş, hiçbir gecikme anlamsız değildir