Bugün Babalar Günü.
Öncelikle baba-çocuk ilişkisinde gerçekten sevgi,
güven ve bağlılık kurabilmiş; çocuğunu taraf
tutmaya zorlamamış, kendi öfkesini çocuğuna
yüklememiş, yaşadığı ilişki sorunlarını çocuğuna
yansıtmamış, boşanmış olsa bile çocuğunun
yanında olmaya devam etmiş, sevgisini ve
desteğini maddi ya da manevi olarak
esirgememiş tüm babaların Babalar Günü kutlu
olsun.
Ama bugün biraz da bir babası olduğu halde
kendisini babasız hisseden çocuklardan
bahsetmek istiyorum.
Çünkü baba sorunu yalnızca fiziksel yokluk
değildir.
Bazen baba evdedir ama duygusal olarak yoktur.
Bazen çocuk, babasının sevgisini kazanmak
zorundaymış gibi hisseder.
Bazen yaptığı hiçbir şey yeterli olmaz.
Bazen sadece olduğu kişi olduğu için reddedilir. Örneğin cinsel yönelimi farklı olduğu için kabul
görmeyen çocuklar...
Boşanma sürecinde anne ve baba arasındaki
çatışmanın ortasında bırakılan çocuklar...
Bir ebeveynin öfkesine hedef olan çocuklar...
Maddi ihtiyaçları bir cezalandırma aracı olarak
kullanılan çocuklar...
Sürekli kardeşleriyle, kuzenleriyle veya
başkalarının çocuklarıyla kıyaslanan çocuklar...
Duygularını anlatmaya çalıştığında küçümsenen,
susturulan veya yok sayılan çocuklar...
Bu çocuklar büyüyor.
İşe gidiyorlar, üniversite bitiriyorlar, ilişkiler
kuruyorlar, kendi hayatlarını inşa ediyorlar.
Ama içlerinde hâlâ görülmek isteyen bir çocuk
taşıyorlar.
Çünkü bir çocuğun ihtiyacı yalnızca büyütülmek
değildir.
Sevilmeye, anlaşılmaya, kabul edilmeye ve
güvende hissetmeye de ihtiyacı vardır. Ve bazen yetişkinlikte hissettiğimiz öfke,
değersizlik ya da kırgınlık; bugüne ait değildir.
Yıllar önce duyulmayan bir çocuğun sesidir.
Bu yüzden bugün sadece babaları kutlamak
değil, baba-çocuk ilişkisinin çocukların ruhsal
gelişimindeki yerini de hatırlamak gerekir.
Çünkü bir baba çocuğun hayatında sadece bir
ebeveyn değildir.
Aynı zamanda çocuğun kendine, insanlara ve
dünyaya dair geliştirdiği güven duygusunun
önemli parçalarından biridir.
Bugün, çocuklarının hayatında sevgiyle iz bırakan
babaların günü kutlu olsun.
Ve bugün, bir babası olduğu halde kendisini
eksik, yalnız veya görülmemiş hissederek
büyüyen çocukların duygularına da yer
açabilelim.
Bu çocuklar büyüyor.
Okul bitiriyorlar, işe giriyorlar, ilişkiler kuruyorlar,
dışarıdan “güçlü” görünüyorlar. Ama iç dünyada çoğu zaman görünmeyen bir
yük taşıyorlar.
Çünkü çocuklukta karşılanmayan duygusal
ihtiyaçlar, yetişkinlikte farklı psikolojik örüntüler
olarak karşımıza çıkabiliyor.
Özellikle baba ile güvenli, tutarlı ve duygusal
olarak besleyici bir ilişki kuramayan bireylerde
bazı temalar daha sık görülebiliyor:
• Değersizlik hissi
• Sürekli onay arayışı
• “Yeterli değilim” inancı
• Terk edilme korkusu
• Yakın ilişkilerde aşırı bağlanma ya da tam tersi
duygusal kaçınma
• Sağlıklı sınır koymakta zorlanma
• Sevgiye ulaşmak için kendini feda etme eğilimi
Özellikle kız çocukları için baba figürü, çoğu
zaman ilk “erkek ilişki modeli” ve “değer görme
deneyimi”nin temelidir.
Bu bağ zedelendiğinde yetişkinlikte ilişkilerde şu döngüler görülebilir:
Bazı kadınlar sevilmek için sürekli çabalar.
Sevilmeyi “hak edilmesi gereken bir şey” gibi
yaşar.
Bazı kadınlar ise yakınlıktan uzak durur.
Çünkü yakınlık, geçmişte yaşanan hayal
kırıklıklarını hatırlatır.
Bazı kadınlar ise hep “bir gün değişir” umuduyla
duygusal olarak erişilemeyen insanlara
bağlanabilir.
Bazı kadınlar duvar örer.
Güvenmek istemezler. Bağlanmak istemezler.
Yakınlık onlara huzur değil, tetiklenme hissi verir.
Dışarıdan bakıldığında sert, mesafeli, “kimseye
ihtiyacı yok” gibi görünürler.
Ama bu sertlik çoğu zaman bir karakter değil, bir
korunma biçimidir.
Çünkü bir zamanlar en güvendikleri yerden
incinmişlerdir.
Sevgiye yaklaşmanın acıya dönüşebildiğini öğrenmişlerdir.
Bu yüzden iç dünyalarında şöyle bir karar oluşur:
“Yaklaşmazsam incinmem.”
“Hissetmezsem kırılmam.”
“Bağ kurmazsam kaybetmem.”
Oysa bu duvarlar onları korurken aynı zamanda
yalnızlaştırır.
İlişki kurmayı zorlaştırır. Güvenmeyi geciktirir.
Sevgiye ulaşmayı karmaşık hale getirir.
Psikolojide bu durum çoğu zaman “kaçınan
bağlanma örüntüsü” ile açıklanır.
Kişi yakınlık ister ama yakınlık aynı zamanda
tehdit gibi hissedilir.
Bu yüzden bir adım yaklaşır, iki adım geri çekilir.
Ve çoğu zaman en zor cümle şudur:
“İstiyorum ama güvenemiyorum.”
Bu bir zayıflık değil, geçmiş deneyimlerin bugüne
taşıdığı bir savunma sistemidir.
Ve bu duvarlar bir gecede yıkılmaz.
Ama fark edildiğinde, yavaş yavaş çatlamaya başlar.
Çünkü iyileşme, duvarları tamamen yıkmak değil;
o duvarların neden örüldüğünü anlayabilmektir.
Bu yüzden baba-çocuk ilişkisi yalnızca geçmişte
yaşanan bir aile dinamiği değildir.
Aynı zamanda yetişkinlikte kurduğumuz
ilişkilerin, kendimize dair inançlarımızın ve
dünyaya duyduğumuz güvenin temelini de
oluşturur.
Bir çocuk için baba; sadece bir ebeveyn değil,
aynı zamanda “değer görme”, “güvende
hissetme” ve “kendilik algısı”nın şekillendiği
önemli bir figürdür.
Bu bağ zedelendiğinde, yetişkinlikte farklı
psikolojik izler ortaya çıkabilir:
• Değersizlik ve yetersizlik hissi
• Yoğun öfke ve bastırılmış kırgınlık
• Terk edilme korkusu
• Yakın ilişkilerde ya aşırı bağlanma ya da duvar
örme • Sevgiye ulaşmak için kendini feda etme eğilimi
• Güvene karşı temkinli ve mesafeli duruş
Bazen kişi fark etmeden aynı döngüleri tekrarlar.
Yanlış insanlara bağlanır. Yakınlıktan kaçar.
Sevilmek için kendini fazla verir. Ya da kimseye
tamamen yaklaşamaz.
Bunların hiçbiri “kişilik sorunu” değildir.
Bunlar çoğu zaman çocuklukta öğrenilmiş
hayatta kalma yollarıdır.
Ve özellikle baba figürüyle yaşanan duygusal
ihmal, reddedilme, suçlanma ya da çatışmalı
süreçler bu örüntüleri daha da güçlendirebilir.
Ama önemli bir nokta vardır:
Geçmiş, bugünü açıklayabilir ama geleceği
belirlemek zorunda değildir.
İyileşme, olanı inkâr etmek değil; olanı fark
etmekle başlar.
Ve en önemlisi, kişinin kendi içindeki o
görülmemiş çocuğu fark edip, ona bugün ihtiyaç
duyduğu güveni ve şefkati verebilmesidir. Çünkü bazı insanlar geçmişte yeterince
sevilmemiş olabilir.
Ama bu, gelecekte sevgi kuramayacakları
anlamına gelmez.
Bazen en büyük dönüşüm, “ben neden
böyleyim?” sorusundan değil,
“ben ne yaşamışım?” sorusundan başlar.
Bugün Babalar Günü
Bugün Babalar Günü.
Öncelikle baba-çocuk ilişkisinde gerçekten sevgi,
güven ve bağlılık kurabilmiş; çocuğunu taraf
tutmaya zorlamamış, kendi öfkesini çocuğuna
yüklememiş, yaşadığı ilişki sorunlarını çocuğuna
yansıtmamış, boşanmış olsa bile çocuğunun
yanında olmaya devam etmiş, sevgisini ve
desteğini maddi ya da manevi olarak
esirgememiş tüm babaların Babalar Günü kutlu
olsun.
Ama bugün biraz da bir babası olduğu halde
kendisini babasız hisseden çocuklardan
bahsetmek istiyorum.
Çünkü baba sorunu yalnızca fiziksel yokluk
değildir.
Bazen baba evdedir ama duygusal olarak yoktur.
Bazen çocuk, babasının sevgisini kazanmak
zorundaymış gibi hisseder.
Bazen yaptığı hiçbir şey yeterli olmaz.
Bazen sadece olduğu kişi olduğu için reddedilir. Örneğin cinsel yönelimi farklı olduğu için kabul
görmeyen çocuklar...
Boşanma sürecinde anne ve baba arasındaki
çatışmanın ortasında bırakılan çocuklar...
Bir ebeveynin öfkesine hedef olan çocuklar...
Maddi ihtiyaçları bir cezalandırma aracı olarak
kullanılan çocuklar...
Sürekli kardeşleriyle, kuzenleriyle veya
başkalarının çocuklarıyla kıyaslanan çocuklar...
Duygularını anlatmaya çalıştığında küçümsenen,
susturulan veya yok sayılan çocuklar...
Bu çocuklar büyüyor.
İşe gidiyorlar, üniversite bitiriyorlar, ilişkiler
kuruyorlar, kendi hayatlarını inşa ediyorlar.
Ama içlerinde hâlâ görülmek isteyen bir çocuk
taşıyorlar.
Çünkü bir çocuğun ihtiyacı yalnızca büyütülmek
değildir.
Sevilmeye, anlaşılmaya, kabul edilmeye ve
güvende hissetmeye de ihtiyacı vardır. Ve bazen yetişkinlikte hissettiğimiz öfke,
değersizlik ya da kırgınlık; bugüne ait değildir.
Yıllar önce duyulmayan bir çocuğun sesidir.
Bu yüzden bugün sadece babaları kutlamak
değil, baba-çocuk ilişkisinin çocukların ruhsal
gelişimindeki yerini de hatırlamak gerekir.
Çünkü bir baba çocuğun hayatında sadece bir
ebeveyn değildir.
Aynı zamanda çocuğun kendine, insanlara ve
dünyaya dair geliştirdiği güven duygusunun
önemli parçalarından biridir.
Bugün, çocuklarının hayatında sevgiyle iz bırakan
babaların günü kutlu olsun.
Ve bugün, bir babası olduğu halde kendisini
eksik, yalnız veya görülmemiş hissederek
büyüyen çocukların duygularına da yer
açabilelim.
Bu çocuklar büyüyor.
Okul bitiriyorlar, işe giriyorlar, ilişkiler kuruyorlar,
dışarıdan “güçlü” görünüyorlar. Ama iç dünyada çoğu zaman görünmeyen bir
yük taşıyorlar.
Çünkü çocuklukta karşılanmayan duygusal
ihtiyaçlar, yetişkinlikte farklı psikolojik örüntüler
olarak karşımıza çıkabiliyor.
Özellikle baba ile güvenli, tutarlı ve duygusal
olarak besleyici bir ilişki kuramayan bireylerde
bazı temalar daha sık görülebiliyor:
• Değersizlik hissi
• Sürekli onay arayışı
• “Yeterli değilim” inancı
• Terk edilme korkusu
• Yakın ilişkilerde aşırı bağlanma ya da tam tersi
duygusal kaçınma
• Sağlıklı sınır koymakta zorlanma
• Sevgiye ulaşmak için kendini feda etme eğilimi
Özellikle kız çocukları için baba figürü, çoğu
zaman ilk “erkek ilişki modeli” ve “değer görme
deneyimi”nin temelidir.
Bu bağ zedelendiğinde yetişkinlikte ilişkilerde şu döngüler görülebilir:
Bazı kadınlar sevilmek için sürekli çabalar.
Sevilmeyi “hak edilmesi gereken bir şey” gibi
yaşar.
Bazı kadınlar ise yakınlıktan uzak durur.
Çünkü yakınlık, geçmişte yaşanan hayal
kırıklıklarını hatırlatır.
Bazı kadınlar ise hep “bir gün değişir” umuduyla
duygusal olarak erişilemeyen insanlara
bağlanabilir.
Bazı kadınlar duvar örer.
Güvenmek istemezler. Bağlanmak istemezler.
Yakınlık onlara huzur değil, tetiklenme hissi verir.
Dışarıdan bakıldığında sert, mesafeli, “kimseye
ihtiyacı yok” gibi görünürler.
Ama bu sertlik çoğu zaman bir karakter değil, bir
korunma biçimidir.
Çünkü bir zamanlar en güvendikleri yerden
incinmişlerdir.
Sevgiye yaklaşmanın acıya dönüşebildiğini öğrenmişlerdir.
Bu yüzden iç dünyalarında şöyle bir karar oluşur:
“Yaklaşmazsam incinmem.”
“Hissetmezsem kırılmam.”
“Bağ kurmazsam kaybetmem.”
Oysa bu duvarlar onları korurken aynı zamanda
yalnızlaştırır.
İlişki kurmayı zorlaştırır. Güvenmeyi geciktirir.
Sevgiye ulaşmayı karmaşık hale getirir.
Psikolojide bu durum çoğu zaman “kaçınan
bağlanma örüntüsü” ile açıklanır.
Kişi yakınlık ister ama yakınlık aynı zamanda
tehdit gibi hissedilir.
Bu yüzden bir adım yaklaşır, iki adım geri çekilir.
Ve çoğu zaman en zor cümle şudur:
“İstiyorum ama güvenemiyorum.”
Bu bir zayıflık değil, geçmiş deneyimlerin bugüne
taşıdığı bir savunma sistemidir.
Ve bu duvarlar bir gecede yıkılmaz.
Ama fark edildiğinde, yavaş yavaş çatlamaya başlar.
Çünkü iyileşme, duvarları tamamen yıkmak değil;
o duvarların neden örüldüğünü anlayabilmektir.
Bu yüzden baba-çocuk ilişkisi yalnızca geçmişte
yaşanan bir aile dinamiği değildir.
Aynı zamanda yetişkinlikte kurduğumuz
ilişkilerin, kendimize dair inançlarımızın ve
dünyaya duyduğumuz güvenin temelini de
oluşturur.
Bir çocuk için baba; sadece bir ebeveyn değil,
aynı zamanda “değer görme”, “güvende
hissetme” ve “kendilik algısı”nın şekillendiği
önemli bir figürdür.
Bu bağ zedelendiğinde, yetişkinlikte farklı
psikolojik izler ortaya çıkabilir:
• Değersizlik ve yetersizlik hissi
• Yoğun öfke ve bastırılmış kırgınlık
• Terk edilme korkusu
• Yakın ilişkilerde ya aşırı bağlanma ya da duvar
örme • Sevgiye ulaşmak için kendini feda etme eğilimi
• Güvene karşı temkinli ve mesafeli duruş
Bazen kişi fark etmeden aynı döngüleri tekrarlar.
Yanlış insanlara bağlanır. Yakınlıktan kaçar.
Sevilmek için kendini fazla verir. Ya da kimseye
tamamen yaklaşamaz.
Bunların hiçbiri “kişilik sorunu” değildir.
Bunlar çoğu zaman çocuklukta öğrenilmiş
hayatta kalma yollarıdır.
Ve özellikle baba figürüyle yaşanan duygusal
ihmal, reddedilme, suçlanma ya da çatışmalı
süreçler bu örüntüleri daha da güçlendirebilir.
Ama önemli bir nokta vardır:
Geçmiş, bugünü açıklayabilir ama geleceği
belirlemek zorunda değildir.
İyileşme, olanı inkâr etmek değil; olanı fark
etmekle başlar.
Ve en önemlisi, kişinin kendi içindeki o
görülmemiş çocuğu fark edip, ona bugün ihtiyaç
duyduğu güveni ve şefkati verebilmesidir. Çünkü bazı insanlar geçmişte yeterince
sevilmemiş olabilir.
Ama bu, gelecekte sevgi kuramayacakları
anlamına gelmez.
Bazen en büyük dönüşüm, “ben neden
böyleyim?” sorusundan değil,
“ben ne yaşamışım?” sorusundan başlar.
Bugün Babalar Günü
Yazıya ifade bırak !
Bu yazıya hiç ifade kullanılmamış ilk ifadeyi siz kullanın.
Okuyucu Yorumları
(0)
Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.