Bazı vedaların, kayıpların, yasların defni olmaz.
Toprağı olmaz. Gidip çiçek bırakabileceğin bir mezarı olmaz mesela. İçinden hesaplaşır, içinden veda eder, içinde gömersin...
Hep yasın görünür olanından bahsediyoruz. Birini kaybettiğinde hissedilen acıdan, ölümün ardından gelen boşluktan... Oysa hayatın içinde başka kayıplar da vardır. Ne görünürler ne de gömülürler.
Yaşayamadıklarımız, çocukken eksik kalan şeyler, olmak isteyip olamadığımız kişiler, mutlu sonla bitmesini beklediğimiz ilişkiler, hayalini kurduğumuz ev, sahip olamadığımız aile, yarım kalan dostluklar...
Bunlar da birer kayıptır.
Tanınmayan Yaslar
Psikolojide buna "tanınmayan yas" denir. Çünkü ortada toplumun kabul ettiği somut bir kayıp yoktur. Bir cenaze yoktur. Taziye yoktur. Başsağlığı dileyecek insanlar yoktur. Bu yüzden kişinin yaşadığı acı çoğu zaman görünmez kalır.
Fakat görünmez olması, daha az acı verdiği anlamına gelmez.
Hatta bazen tam tersine, insanı daha çok yorar. Çünkü kişi neyi kaybettiğini anlatmakta zorlanır. Kaybettiği şey bazen bir insan değil, bir ihtimaldir. Bir gün gerçekleşeceğine inandığı bir gelecek, bir umut ya da bir hayaldir.
İnsan bazen geçmişini özler.
Bazen hiç sahip olmadığı çocukluğu...
Bazen geleceğini özler.
Bir gün yaşayacağını düşündüğü hayatı...
Ve bazen en çok da hiç gerçekleşmemiş şeylerin özlemiyle yaşar.
Bu yüzden bazı acılar yıllarca insanın içinde kalabilir. Çünkü onların vedası yapılmamıştır. Yas tutulmasına izin verilmemiştir. Kişi çoğu zaman "Buna üzülmeye hakkım var mı?" diye düşünür.
Kendini suçlar.
"Abartıyorum galiba."
"Hâlâ neden etkileniyorum?"
"Demek ki güçsüzüm."
Oysa mesele güçsüzlük değildir.
Yasın Görünmeyen Yüzü
Yas, sevginin ve bağın bıraktığı izdir.
İnsan yalnızca sahip olduğu şeyleri kaybettiğinde yas tutmaz. Sahip olabileceği şeyleri kaybettiğinde de yas tutar. Çünkü zihnimiz gerçekleşen anıları olduğu kadar gerçekleşmeyen ihtimalleri de taşır.
Belki de bu yüzden bazı insanlar yıllar sonra bile aynı hikâyeye dönüp bakar. Aynı soruyu sorar:
"Ya öyle olsaydı?"
Bu soru çoğu zaman geçmişi değiştirmek için değil, kaybedilen ihtimali zihinde yaşatabilmek içindir.
Fakat iyileşme bazen cevabı bulmakla değil, o sorunun artık cevapsız kalacağını kabul etmekle başlar.
Çünkü hayat yalnızca yaşadıklarımızdan oluşmaz.
Yaşayamadıklarımız da kim olduğumuzu şekillendirir.
Belki büyümek; her şeyin mümkün olmadığını fark etmek, bazı hayallerin gerçekleşmeyeceğini kabul etmek ve buna rağmen hayata devam edebilmektir.
Belki olgunlaşmak; içimizdeki o sessiz mezarları inkâr etmeden yaşayabilmektir.
Çünkü bazı kayıpların mezar taşı yoktur.
Bazı vedaların son cümlesi söylenmez.
Bazı yasların ise tanığı yoktur.
Ama yine de gerçektirler.
Ve bazen insanın en çok ihtiyaç duyduğu şey, kaybettiği şeyi geri kazanmak değil; yaşadığı kaybın gerçekten var olduğunu kabul edebilmektir.
Çünkü görülmeyen her acı yok olmaz.
Sadece sessizleşir.
Ve insanın içinde yaşamaya devam eder.
Kaybın Adını Koyabilmek
Belki de hayat, yalnızca sahip olduklarımızın değil, kaybettiklerimizin de hikâyesidir.
Kimi zaman bir insanı, kimi zaman bir evi, kimi zaman bir hayali kaybederiz. Bazense hiçbir zaman sahip olamadığımız şeylerin yasını tutarız. Kimsenin görmediği, adını koyamadığı, hatta bazen bizim bile anlamlandıramadığımız kayıpların...
Fakat her yas görülmek ister.
Her kayıp kabul edilmek ister.
Çünkü acının iyileşebilmesi için önce varlığına izin verilmesi gerekir.
Belki de kendimize sorabileceğimiz en şefkatli soru şudur:
"Kaybettiğim şey neydi?"
Ve ardından hiçbir şey düzeltmeye çalışmadan, hiçbir açıklama aramadan, sadece onun yanında bir süre oturabilmek...
Çünkü bazı yaralar unutularak değil, anlaşılarak iyileşir.
Bazı vedalar yüksek sesle yapılmaz.
Bazı mezarlar toprağın altında değil, insanın içinde taşınır.
Ve bazen insanın özgürleşmesi; yıllardır içinde sessizce taşıdığı o kaybın adını koyabilmesiyle başlar.
Belki de bu yüzden...
Herkesin içinde kimsenin bilmediği bir mezarlık vardır.
Gömülmüş hayallerin, yarım kalmış hikâyelerin, söylenememiş sözlerin ve yaşanamamış hayatların bulunduğu sessiz bir mezarlık...
Ve insan, yaşamı boyunca biraz da orayı ziyaret ederek büyür.