Öznur Eker Uzman Sosyolog & Aile ve Evlilik Danışmanı
Köşe Yazarı
Öznur Eker Uzman Sosyolog & Aile ve Evlilik Danışmanı
 

**Yakınlık Neden Korkutuyor? Modern Ailede Güvenin Sessiz Kaybı**

Modern insanın en büyük paradokslarından biri şudur: Hiç bu kadar "bağlantıda" olmamıştık ama hiç bu kadar "bağlanamamış" da değildik. Dijital ağlar, sosyal medya ve hız kültürü ilişkileri görünürde çoğaltırken, duygusal derinliği sessizce aşındırmaktadır. Aile sistemi ise bu dönüşümün en kırılgan alanlarından biri hâline gelmiştir. Aile, yalnızca birlikte yaşanan bir yapı değil; güvenin, duygusal düzenlemenin ve psikolojik sağlamlığın inşa edildiği ilk psikososyal alandır. Bowlby’nin bağlanma kuramı, bireyin erken dönem ilişkisel deneyimlerinin tüm yaşam boyu ilişki örüntülerini belirlediğini ortaya koyar. Güvenli bağlanma geliştiremeyen bireyler, yetişkinlikte ilişkileri bir "bağ kurma" alanından çok, bir "tehdit yönetimi" alanı olarak deneyimler. Bu noktada aile danışmanlığında sıkça karşılaşılan bir örüntü ortaya çıkar: İlişkiler sevgi üzerinden değil, savunma mekanizmaları üzerinden kurulmaktadır. İnsanlar yakınlaşmayı değil, incinmemeyi merkeze alan bağlar geliştirmektedir. Bu durum, evliliklerde duygusal kopuş, ebeveyn-çocuk ilişkilerinde mesafe ve çiftler arasında sessiz çatışmalar şeklinde kendini göstermektedir. Terapötik açıdan bakıldığında, sorun çoğu zaman yaşanan olaylarda değil, olayların tetiklediği içsel temsillerde gizlidir. Bir eşin geç kalması yalnızca geç kalmak değildir; terk edilme şemasını tetikler. Bir çocuğun ağlaması yalnızca bir ihtiyaç değil; ebeveynin yetersizlik algısını aktive eder. İlişkilerde yaşanan krizler, çoğunlukla bugünün değil, geçmişin diliyle konuşur. Bu nedenle aile danışmanlığı yalnızca iletişim becerileri öğretmek değildir. Asıl iş, bireyin kendi iç dünyasında kurduğu ilişki haritalarını görünür kılmaktır. Çünkü kişi, ilişkide karşısındakini değil, kendi içsel bağlanma modelini yaşar. Akademik literatürde bu durum "yansıtmalı özdeşim" ve "nesne ilişkileri kuramı" çerçevesinde açıklanır. Terapötik sahada ise şu cümleyle karşılık bulur: "Biz birbirimizle değil, birbirimizin yaralarıyla ilişki kuruyoruz." Sağlıklı aile sistemi; mükemmel uyumdan değil, duygusal regülasyon kapasitesinden doğar. Yani sorun yaşanmaması değil, sorun yaşandığında sistemin kendini onarabilme becerisi önemlidir. Güvenli aile yapısı, çatışmasız değil; onarıcıdır. "Ben ilişkilerimde sevilmek mi istiyorum, yoksa güvende hissetmek mi?" Çünkü çoğu zaman bu ikisi aynı şey değildir. Sevgi arayışıyla kurulan ilişkiler hızlıdır; güven arayışıyla kurulan ilişkiler derindir. Sevgi heyecan üretir, güven ise süreklilik. Terapötik farkındalık burada başlar:  Yakınlıktan kaçıyor muyum?  Bağlanmayı kontrol ihtiyacıyla mı yaşıyorum?  İlişkide güveni mi, görünürlüğü mü merkeze alıyorum? Bu soruların yanıtları, bireyin ilişki stilini değil, bağlanma haritasını gösterir. Sonuç olarak aile; yalnızca bir sosyal kurum değil, psikolojik bir organizmadır. Ve her organizma gibi ya büyür ya da savunmaya geçer. Sağlıklı aileler büyümeyi seçer. Savunmada kalanlar ise hayatta kalır ama derinleşemez. Ve belki de en terapötik cümle şudur: İlişki, iki insanın birbirini iyileştirmesi değil; birlikte güvenli bir alan inşa etmesidir.    
Ekleme Tarihi: 27 Ocak 2026 -Salı

**Yakınlık Neden Korkutuyor? Modern Ailede Güvenin Sessiz Kaybı**

Modern insanın en büyük paradokslarından biri şudur: Hiç bu kadar "bağlantıda" olmamıştık ama hiç bu kadar "bağlanamamış" da değildik.

Dijital ağlar, sosyal medya ve hız kültürü ilişkileri görünürde çoğaltırken, duygusal derinliği sessizce aşındırmaktadır. Aile sistemi ise bu dönüşümün en kırılgan alanlarından biri hâline gelmiştir.

Aile, yalnızca birlikte yaşanan bir yapı değil; güvenin, duygusal düzenlemenin ve psikolojik sağlamlığın inşa edildiği ilk psikososyal alandır.

Bowlby’nin bağlanma kuramı, bireyin erken dönem ilişkisel deneyimlerinin tüm yaşam boyu ilişki örüntülerini belirlediğini ortaya koyar.

Güvenli bağlanma geliştiremeyen bireyler, yetişkinlikte ilişkileri bir "bağ kurma" alanından çok, bir "tehdit yönetimi" alanı olarak deneyimler.

Bu noktada aile danışmanlığında sıkça karşılaşılan bir örüntü ortaya çıkar: İlişkiler sevgi üzerinden değil, savunma mekanizmaları üzerinden kurulmaktadır. İnsanlar yakınlaşmayı değil, incinmemeyi merkeze alan bağlar geliştirmektedir.

Bu durum, evliliklerde duygusal kopuş, ebeveyn-çocuk ilişkilerinde mesafe ve çiftler arasında sessiz çatışmalar şeklinde kendini göstermektedir.

Terapötik açıdan bakıldığında, sorun çoğu zaman yaşanan olaylarda değil, olayların tetiklediği içsel temsillerde gizlidir. Bir eşin geç kalması yalnızca geç kalmak değildir; terk edilme şemasını tetikler.

Bir çocuğun ağlaması yalnızca bir ihtiyaç değil; ebeveynin yetersizlik algısını aktive eder. İlişkilerde yaşanan krizler, çoğunlukla bugünün değil, geçmişin diliyle konuşur.

Bu nedenle aile danışmanlığı yalnızca iletişim becerileri öğretmek değildir. Asıl iş, bireyin kendi iç dünyasında kurduğu ilişki haritalarını görünür kılmaktır.

Çünkü kişi, ilişkide karşısındakini değil, kendi içsel bağlanma modelini yaşar.

Akademik literatürde bu durum "yansıtmalı özdeşim" ve "nesne ilişkileri kuramı" çerçevesinde açıklanır. Terapötik sahada ise şu cümleyle karşılık bulur:
"Biz birbirimizle değil, birbirimizin yaralarıyla ilişki kuruyoruz."

Sağlıklı aile sistemi; mükemmel uyumdan değil, duygusal regülasyon kapasitesinden doğar. Yani sorun yaşanmaması değil, sorun yaşandığında sistemin kendini onarabilme becerisi önemlidir.

Güvenli aile yapısı, çatışmasız değil; onarıcıdır.

"Ben ilişkilerimde sevilmek mi istiyorum, yoksa güvende hissetmek mi?"

Çünkü çoğu zaman bu ikisi aynı şey değildir. Sevgi arayışıyla kurulan ilişkiler hızlıdır; güven arayışıyla kurulan ilişkiler derindir.

Sevgi heyecan üretir, güven ise süreklilik.

Terapötik farkındalık burada başlar:
 Yakınlıktan kaçıyor muyum?
 Bağlanmayı kontrol ihtiyacıyla mı yaşıyorum?
 İlişkide güveni mi, görünürlüğü mü merkeze alıyorum?

Bu soruların yanıtları, bireyin ilişki stilini değil, bağlanma haritasını gösterir.

Sonuç olarak aile; yalnızca bir sosyal kurum değil, psikolojik bir organizmadır. Ve her organizma gibi ya büyür ya da savunmaya geçer.

Sağlıklı aileler büyümeyi seçer. Savunmada kalanlar ise hayatta kalır ama derinleşemez.

Ve belki de en terapötik cümle şudur:
İlişki, iki insanın birbirini iyileştirmesi değil; birlikte güvenli bir alan inşa etmesidir.

 

 

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve ozgunbakis.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.
https://ad.reklm.com/aff_c?offer_id=62376&aff_id=40396