
Bir önceki hafta sana duygusal zekadan bahsetmiştim. Bu hafta da duygusal zekamızın neden önemli olduğu, bizi nereye taşıdığından bahsetmek istiyorum.
İnsan ve Unutmak
İnsan kelimesi aslen nisyan kelimesinden gelir, nisyan ise unutmak demektir.
Bazen unutmak hayatın bir çok alanında bizim için büyük bir nimettir. Özellikle acı verici deneyimlerde.
Neden bilmiyorum genellikle hatalarımızı unuturuz?
Hatalarımız, kusurlarımız ve günahlarımızı hafızamızda diri tutmak bize aciz olduğumuzu hatırlattığı için en çokta onları halının altına süpürür zihnimiz.
İnsanız, aciz olduğumuzu, hesap vereceğimizi bile bile sanki o büyük terazide karşımıza çıkmayacak gibi olan biteni geçmişin nemli toprağına gömeriz.
Ama unuttuğumuz birşey vardır!
Toprağın fıtratı! Toprak, bağrına gömüleni önce sımsıkı sarmak sonrada tatlı veya acı farketmeksizin, filizlendirip yüzeye çıkmasına yardım etmekle görevlidir.
İnsanın ham maddesi olan içinde ne varsa insana da sirayet eden toprağın tohumları sakladığı gibi bizde duyguları gömeriz kalbimize. Toprakla ayrıştığımız bir nokta var; inkar etmek.
Duygu tohumlarından istediğimiz sonuçları alamadığımız da o duygunun kaynağına tüm suçu yükleyerek kendimize düşen o önemli payı unutarak kendi payımızı yok sayarız.
Kibrit ve Karanlık
Sana iki kibrit kutusu verseler suçladığın her insan için bir tane kibrit çöpü yaksan etrafını istediğin ölçüde aydınlatır mı?
Peki tüm bir kutuyu kendi karanlığın da yol bulmak için yaksan?
Belki de daha geniş bir alanı aydınlatacak ve kendi etrafında neler var onu görmene vesile olacak hatta yandığı süre boyunca karşında duran ama arayıp bulamadığın sönmeyecek bir ışığın düğmesini gösterecek sana!
Düğmeyi Bulmak
Düğmeyi bulduğumuzda ne mi olacak?
Önce odan aydınlanacak, sonra gündüz sana verilmiş ama el yordamıyla bulamadığın ne kadar eşya varsa bir bir tanıyıp kullanmaya başlayacaksın.
Ve kendi cennetini kendin inşa edeceksin hem de kimsenin boyunduruğu altına girmeden!
DUYGULAR NEDEN VAR?
Onlar bize öylesine verilmiş özellikler olabilir mi? Nadir, benzersiz yaratılışında seni sen yapan insan yapan tek unsur sence de duygular değil mi?
Mesela,
Duygular insan denilen varlığı tek gülen canlı yapar!
İki ayağının üstünde durabilen hayvanlar hatta konuşan kuşlar bile varken.
Seni sen yapan sadece nesnel öğeler olamaz. Yaradan'ın ruhundan üflediği can verdiği bir varlık yeryüzüne sadece fiziksel bedenine hizmet etmek için gelmişte olamaz.
Duygular vâr oldukça aslında 'insan' da insan kalmaya devam edecek.
Gözyaşı ve Kalp
Gülmek gibi ağlamanın da insanı insan yapan duygulardan biri bana göre.
Ağlayarak hayata gözlerini açan insan oğlu ve kızlarının yaşam boyu duygularıyla aradığını bulmak için döktüğü göz yaşı, kalbin karanlığı ve kasvetini doğal bir ilaç gibi nasıl da rahatlatıyor.
O hatırlamaktan kaçtığımız hesap gününden önce yıkanan bir kalp, umarım orada ışıl ışıl parlayacaktır. En doğrusunu o günün hakiki sahibi bilir tabi.
Duygusal Zekanın Pratiği
Duygularını tanıyan hayatını yeniden inşa eder.
Duygusal zekamızın gelişmesi derin bir düşünme ve pratik ister.
Nasıl bir pratik duygularımızı geliştirir? diyorsan bildiğim işe yarayan bir kaç yöntem var.
Öncelikle kendini tanımak için duygularının geldiği kaynağa ulaşmak için sorular sorabilirsin.
Önce duyguyu tanımak için onu tanımla.
Öfke mi? Kızgınlık mı? Hayal kırıklığı mı?
*Ben bu duyguyu nereden tanıyorum?
*İlk nerede bu hissi yaşadım?
*Bu duygu bana nasıl hizmet ediyor?
(Kendimizi korumak için geliştirdiğimiz her duygu olumsuz olmak zorunda değil, bazen yaptığımız bir iyiliğimizin karşılığında aldığımız geri dönüş bizim duygu dünyamızın gelişimine yön verir.)
Duygularını tanımayı daha profesyonel yapmak istersen tavsiyem bir duygu defteri tutman olurdu.
Kendinle Baş Başa Kalmak
Her bir sayfada o duygunun neden orada olduğuna dair üzerine yazdığın her bir kelime seni sana yeniden tanıtacak net bir ayna olacak.
'Ben defterle uğraşamam' dersen, o zaman bunu tefekkür denilen şimdilerde overthink olarak adlandırılan 'kendinle baş başa kalarak' da yapabilirsin. Psikoloji bilimi kendimizle baş başa kalmanın kolay olmadığı günümüz dünyasında, beş dakika kendine tahammül etmeyi başarı sayıyor.
Sosyal medyada kaybettiğimiz zamanın yanında okyanusta damla kalan o beş dakikanın kıymetini iyi bilenlerle kıyaslarsak, kendisiyle yüzleşmekten korkan büyük bir kitle olduğumuz da inkar edilemez.
ÇOCUKLARDA DUYGUSAL ZEKA
Çocuk yaşta duyguları tanımayı öğrenmek çocuklarımızın öz benliği için büyük bir yatırım olacaktır. Üstelik empati yeteneğini geliştirmek için duygular önemli bir enstrüman. Otuzlu yaşlarında hâla kendi his dünyasıyla barışamamış, ruhunun çığlıklarına rağmen iç sesini susturan biz yetişkinlerin yanında onların cesaret ve erdemli tavırları zaman zaman bizi şaşırtabilir.
Çünkü çocuklar özellikle de altı yaşını geçmemiş çocuklar dış dünyadan çok kendi hisleriyle ilgilenir.
Bir oyuncağı almak istiyorsa ağlar ve anne babasının o an ki ruh haliyle pek ilgilenmez.
Neden üzgün olduğunu sorsanız sadece somut nesneyi gösterir.
İsteğinin olmamasının onda açtığı derin yarayı değersiz hissettirdiğini anlamlandırıp açıklayamaz. O sadece hedefe odaklanmıştır.
İsteğin Olmaması
O çocuğa' neden üzüldün?' demek o an işe yarar mı? Çocuk oyuncaktan vazgeçer mi? Türlü sebepler ileri süren ailesinin söyledikleri onun istediğinin yapılmadığı gerçeğini ne kadar değiştirir?
Tıpkı yetişkinlikte takılıp kaldığımız belki diğerleri için çokta umursanmayacak bir olayın bizim dünyamız da büyük bir kaosa neden olması gibi.
Duygularını o anda tanıtmak 'Biliyorum üzgünsün ve istediğin olmadı' diyerek onu anladığımızı göstermek modern psikolojinin bize önerisi olsa da orada küçük bir acıyı tecrübe ettiği gerçeği değişmeyecek.
Bilinç altı dediğimiz sistem bu küçük acıyı güçlü bir şekilde genelleyerek hayat boyu 'beni anlamayacaklar' ya da 'istediğim yapılmaz' belki de 'hayat zor' gibi inançlarla onun gerçekliğini değiştirebilir.
Yaradılış ve Öğrenme
Peki bunu herkes mi aynı kodla algılar ve kaydeder?
Hayır, kimileri için isteklerinin onaylanmaması birşey ifade etmezken ve yine istemeye devam ederken, kimileri için istemekten vazgeçmeye neden olabilir.
O zaman burada her bir insanın parmak izi gibi farklı olduğu algısı ve onun taşıdığı genetik bilginin de etkileri göz ardı edilemez.
İçin de taşıdığı çekirdeği tatlı bir meyveye dönüştüren de acı bir sebzeye dönüştüren de yaradılışta ona verilen yol ne ise oradan öğrenecek.
Bazen yuvadan düşerek kırık kanadıyla uçmanın en iyi nasıl yapılacağını öğrenirken, bazen kendini rüzgara bırakarak kendine uçmayı öğreten rüzgarın sahibini tanıyacak.
İnsan-ı Kamil
Ne olursa olsun! Ne zaman kendimizi tanımayı göze alırsak (her anlamda) o zaman hem başkalarının duygularının analizini yapabilen, duygusal zekası yüksek, öz benliğini tanıyan insanlar olacağız.
Kendini bilmenin ödülünü insan-ı kamil (en yüksek derecede insan) olarak Yaradan'ın bizde ki yansımaları ile onu da tanımış olarak alacağız. Çünkü;
Kendini bilen Rabbini bilir.
Rabbi herşeyin tek yaratıcısı olan kullardan olmak duasıyla.
Keyifli, bolca duygularımıza kulak verdiğimiz bir hafta olsun.