Senin Burada Çırptığın Kanat Kim Bilir Nerede Rüzgar Oluyor?
Sen de boğazında bir düğüm varmış gibi hissediyor musun?
Korku endişe pompalayan haberler, istismar görselleri, kutsalı hiçe sayan paylaşımlar senin de vicdanını yokluyor mu?
Belki de sana da dünya çokta yaşanacak bir yer gibi gelmiyor.
Sen de yolda yürürken yaşayan ölülerle karşılaşıyor gibi hissediyor musun?
Yorgun yüzler, mutsuzluğun aktığı konuşmalar.
Çocuk olmayı diliyorsun belki de ve sonra bu devirde onlara da yaşamayı çok görenleri hatırlıyor yine o karanlığa dönüyorsun.
Ya da çocukluğundan daha çok bahseder oldun mu son günlerde?
Yalnız değilsin inan bana!
Hepimiz en mutlu olduğumuz zamanlara saklanıp dünyayı yine toz pembe görmek istiyoruz.
Tek bir soru var zihnimizde...
Bu gidiş nereye?
Umutsuzlukla herşeyin iyi olmasını dilemek arasında gidip geliyoruz.
Herkes aynı şeyleri konuşuyor. Kimse elinden birşey gelmediğini zannederek 'ah vah' ediyor.
Sosyal medyada hep aynı çaresizlik kareleri, tüm bunlar seni de yorduysa sana anlatacaklarım var.
Yüz maymun deneyini ya da teorisini duydun mu?
Bir adada yaşayan maymunlardan biri hergün yediği patatesi o güne kadar yıkamadan yerken birden onu yıkayıp yemek nereden ilham edildiyse, yıkayıp yer.
Adada ki tüm maymunlarda ondan gördükleri gibi patatesi yıkayarak yemeye başlar.
İlginç olan hikayenin bu kısmı değil!
İlginç olan araştırmacılar bir süre sonra bu maymunlardan ve adadan habersiz olan başka maymunlarında patatesi yıkayarak yemeye başladığını fark ederler.
Peki bu nasıl olur?
Eğer herşeyin Yaradan'ın emri ile olduğunu yaratılan herşeyin onun kurduğu görünmez bir ağın uzantısı olduğunu kabul ediyorsan bu olayda neden mümkün olmasın ki?
Çünkü her bir canlı birbirine görünmez iplerle bağlı.
Bazen durduk yere göğsünü daraltan sebepsiz bir iç sıkıntısı yaşarsın sonra rahatladığın da bir haber gelir. Tam da o iç sıkıntısı halinde aslında sevdiğin birinin üzüldüğünü hissetmiş olduğunu fark edersin.
İşte ağın işleyişini anlatan bu örnekte olduğu gibi senin burada yaptığın küçücük iyiliğin, her duanın yerine ulaştığının fiziki alemde bir karşılığı var.
Burada düşen birini kaldırırsın onun duasıyla kim bilir senin yolundan hangi engelleri kaldırır.
Ya da senin için yapılan küçük bir iyilik yapan için kim bilir hangi açılmaz zannedilen kapının anahtarıdır.
Yaradan'ın senin yaptığın iyiliğe ihtiyacı var mı?
Aynı şekilde bu dünyada yapılan kötülüğün, edilen bedduanın karşılığını bulacağının ve kırılan bir kalbinde sahibinin olduğunun örneklerini sende gördün belki de!
GÜCÜNÜ ONLARA VERME!
Sende ki cevheri biliyorlar.
Korku, teslimiyeti unutturmak isteyenlerin en büyük silahı.
Acı, üzüntü, kederse insan bedenin en büyük frekans bozucusu.
Heran tetikte bekleyen savaş-kaç moduna alınmış beynimizin önceliği mutluluğumuz değil, hayati fonksiyonlarımızı korumak.
Maalesef korku ve kaygı hali bağışıklığı olumsuz etkiliyor, bir çok bilimsel araştırmayı sende inceleyebilirsin.
Esas meselemiz bunca kötü haber ve herkesin korkularını tetikleyen konulardan nasıl etkilendiğimiz?
İnsan olan vicdanı olan herkes için elbette üzülmek hatta öfkelenmek normal.
Kutsal bildiğimiz herşeyi sahiplenmemiz ona değer atfetmemiz de insanlığımızın paha biçilmez bir parçası.
Unutma biz maddi ve manevi direncimizi korumaz, en iyi bildiğimiz işi en iyi şekilde yapmaya devam etmezsek, şimdiki dünyadan daha iyi bir dünyaya sahip olamayız!
Kötüler dünya kurulduğundan bu yana varlar ama hep azınlıkta olacaklar.
Sadece iyilerin yumuşak karnını biliyorlar.
Teslimiyeti unutturmak ve iyiliği azımsatmak istiyorlar.
İyilik küçük değil çünkü onun herşeyi bilen ve herşeye gücü yeten bir Yaratıcısı var! Kötülüğe gelince yapılanlara izin veriyor gibi görünse de onlar için vad ettiği yer varılacak en kötü yer olacak.
Evet 'bizi neden bu dünya denilen yere bıraktın?' cümlesini kurmamak için yapılanlara boyun eğmeyeceğiz.
Bazen elimizde ki ekmeği, bazen bilgiyi paylaşarak kimi zaman sadece işimizi iyi ve güzel ahlak üzere yaparak biz o patatesi yıkayan maymun (!) olacağız.
Hadiselerin görünen yüzü bizi yanıltabilir ama yanılmayacak tek bir merci var ki herşeyi gören, bilen, duyan ve işiten O!
Ona sığınıp ne yapmamız gerekiyorsa kolları sıvayarak en iyi şekilde yapacağız.
İNSAN NE İLE YAŞAR?
Lev Tolstoy'un unutulmaz kitabı.
Bu kitabı hatırladın mı? Belki de okudun ya da sadece duydun.
Bu soruya muhatap olabiliyor muyuz sence?
Kitabın konusuda doyumsuz insanlık.
Bizde biliyoruz ki dünya gerçek insanın hak ettiği yere gidebilmesi için sadece bir durak, senin tek görevin ise insan kalabilmek.
Kitabı bir kez daha okur belki üzerine birlikte düşünürüz. Çünkü insan olarak elimizde sadece aklı selim ile düşünebilmek kaldı.
Şeyh Edebali pirin dillere yerleşen belki atasözü gibi dilden dile yayılan, eskiden esnafların çıraklarına öğrettiği o sözü ile bitirelim.
İnsanı yaşat ki devlet yaşasın!