Felsefe, insanın olup bitene durup bakma cesaretidir. “İyi nedir, kötü nedir?”, “Bu doğru mu?”, “Bu adil mi?” diye sormaktır. Ancak günümüzde kitle iletişim araçlarının ve kamuoyu oluşturan tarafların etkisiyle bu sorular çoğu zaman gereksiz ya da rahatsız edici bulunur. Bunun yanında, günlük hayatın hızına kapılan toplumlarda felsefe, “işe yaramaz” olarak etiketlenmeye çalışılır.
Oysa felsefe, toplumun aşısıdır.
Aşının faydası da hemen ölçülemez; ama uzun vadede belirleyicidir. Eleştirel düşünme, empati kurma, farklı görüşlere tahammül edebilme gibi beceriler, felsefi düşüncenin doğal ürünleridir. İşte bu beceriler toplumu, toplum yapan temel unsurlardır.
Toplumsal Sorunların Temeli
Bugün karşı karşıya kaldığımız adaletsizlik, kutuplaşma, şiddet ve adam kayırma gibi toplumsal sorunların çoğu yalnızca ekonomik ya da siyasi değil; aynı zamanda felsefi sorunlardır. Çünkü bunlar, insanın değerlerle kurduğu ilişkinin bozulmasıyla ilgilidir.
Maalesef teknolojinin etkisiyle hızlanan modern toplumlarda düşünmeye tahammül de giderek azalıyor. Oysa felsefe bir düşünme biçimidir ve düşünmek, insan olmanın temel bir özelliğidir. Bu nedenle felsefeyi sevmeliyiz.
Felsefeyi Hayata Çağırmak
Felsefeyi yeniden sevmek için onu dört duvar arasındaki soyut kürsülerden indirip hayatın içine çağırmak gerekir:
Çocuklarla, gençlerle;
Sokakta, okulda, evde;
Kahvelerde ve her yerde.
Sonuç olarak bugün yaşanan problemlerin ana nedeni düşüncesizliktir. Düşünmek ise felsefedir. Düşünceden kaçış, doğruya “doğru”, yanlışa “yanlış” diyememek, toplumu uçuruma sürükler. Dolayısıyla felsefe bir lüks değil, günümüzün en acil ihtiyacıdır.