Günümüz insanının en büyük problemi, anlam kaybı içinde yaşamasıdır. Hız, rekabet ve uyum baskısı içinde insan, çoğu zaman neye razı olduğunu fark etmeden yaşamaya başlar. Buradaki uyum baskısı, kitle psikolojisidir. Kitle psikolojisi, bireyin kendi düşüncesine çoğu zaman üstün gelir.
Günlük hayatın akışı içinde yanlış olan şeyler de sıradanlaşır. Adaletsizlik olağanlaşır ve en tehlikelisi, insanın içindeki itiraz sesi yavaş yavaş kısılır ve susar. Felsefe, insanın var olan düzene tabi olmadan önce ona soru sormasıdır: Bu doğru mu? İnsan böyle mi yaşamalı? İşte felsefe, bu sorularla ve bu sessizliğin karşısında başlar.
Albert Camus, Başkaldıran İnsan adlı eserinde başkaldırıyı politik bir hareketten önce varoluşsal bir tavır olarak ele alır. Ona göre başkaldırı, insanın dünyaya karşı değil; anlamsızlığa ve değersizliğe karşı duruşudur. Başkaldıran insan, bir noktada sınır çizer ve şöyle der: “Hayır, insan bundan fazlasını hak ediyor.” Bu “hayır”, tıpkı varlığın içindeki hiçlik gibi bir “evet”i de barındırır: Adalete evet, değerlere evet, insan onuruna evet.
Camus’nun başkaldırısı yok etmeyi değil, insanı var etmeyi amaçlar. Çünkü başkaldırı, insanın kendini anlamlı kılma çabasıdır. Onun başkaldırısı, saçmaya karşı bir başkaldırıdır. Çağımızda başkaldırı çoğu zaman yanlış anlaşılır. Oysa çağımızın asıl başkaldırısı; düşünmektir, sorgulamaktır, haksızlığa alışmamaktır. Kalabalıklar susarken vicdanını koruyabilmektir. Victor Hugo’ya göre vicdan, insanın içindeki Tanrı’dır ve onun sesini dinleyebilmektir başkaldırı.
Felsefi açıdan bakıldığında başkaldırı, insanın özgürlüğünün ilk adımıdır. Çünkü özgürlük, her şeye uyum sağlamak değil; gerektiğinde karşı durabilmektir. İtiraz edemeyen bir insan seçim yapamaz. Seçim yapamayan insan ise özgür değildir; tutsaktır. Ancak Jean Paul Sartre’ın dediği gibi, insan özgürlüğe mahkumdur.
Sonuçta başkaldırı, dünyayı değiştirme iddiasından önce insanın kendini koruma çabasıdır. İnsan her şeye alıştıkça sessizleşir ve eksilir. Bu yüzden belki de felsefenin en sade ve güçlü cümlesi şudur: İnsan, itiraz ettiği ölçüde insandır.