Tarih boyunca felsefe insan aklının en yüce sesi olarak görülmüş ve geçmişten günümüze düşüncenin şekillenmesinde ve toplumların ilerleyişinde önemli bir yer tutmuştur. Ancak bu yüce alanda kadınların sesi çoğu zaman duyulmamıştır.
Antik dönemden modern döneme kadar uzanan felsefe tarihi çoğu zaman erkek egemenliğinde bir uğraş kabul edilse de zaman zaman bu egemenliğe sert bir şekilde meydan okuyan kadın filozoflar da ortaya çıkmıştır. Antik Yunan’da Hypatia gibi kadınlar felsefe, matematik ve astronomi alanında dersler de vermiştir; ancak tarih kadın filozofları yeterince öne çıkaramamıştır.
Antik Yunan’da Theano, Aspasia, Diotima; Orta Çağ’da Hildegard von Bingen; Aydınlanma ve modern felsefede Mary Wollstonecraft, Hannah Arendt, Simone de Beauvoir, Ayn Rond, Judith Butler, Martha Nussbaum; bizim tarihimizde Fatma Aliye, İonna Kuçuradi, Bedia Akarsu gibi felsefeciler vardır.
Yine kadınların üretim sürecindeki yeri konusunda çeşitli filozofların da görüşleri vardır. Platon, fiziksel farkları kabul ederek kadınların erkeklerle aynı işleri yapabilmesi için aynı eğitimi alması gerektiğini ve devlet koruyuculuğu gibi roller üstlenebileceklerini savunmuştur.
Platon’un bu sözü dönemin siyasi ve sosyal toplumu açısından önemlidir. Aristoteles, Simone de Beauvoir gibi düşünürlerin de görüşleri önemlidir. Yine Marx, kapitalist sistemde kadının düşünce ve egemenliğinin sömürüldüğünü savunur.
Modern toplumda kadın ve doğurganlık
Şüphesiz bizim kadim kültürümüzde kadın, fiziksel özellikler dışında erkekle her şartta eşit kabul edilmiş ve ailenin şekillenmesinin temel taşı olarak görülmüştür. Bizim toplumumuzda kadın; Orta Asya’da devlet yöneticisi, bozkırlarda savaşçı, tarım toplumundan önce avcı ve toplayıcı, tarım toplumunda ise bir rençberdir.
Hiçbir zaman cinsiyet farklılığından dolayı karşı cinsinden ayrıştırılmamış, tıpkı eksik bir bedenin tamamlayıcısı olmuştur. Bütün bunları yaparken kadın aynı zamanda bir annedir. Yani temel toplumsal rollerini yerine getirirken dönemlerin zor şartlarında çok çocuklu anne rollerini de üstlenmiştir.
Kapitalist toplumda kadın.
Son yıllarda ülkemizde doğurganlık hızının düşmesiyle birlikte bunun nedenleriyle ilgili çeşitli hipotezler de ortaya atılmıştır. Bunlardan en önemlisi kadının iş hayatına dahil olmasıdır. Yukarıda da değindiğimiz gibi kadın iş hayatına sonradan dahil olmamış; iş hayatı da dahil hayatın her alanında aktif bir rol oynamıştır.
Ancak kapitalist düzende her işçi, cinsiyet fark etmeksizin, hayatını sürdürebilmesi için yoğun şekilde çalışmaktadır. Şehirleşmenin artmasıyla artan ekonomik bunalımlar doğurganlık üzerinde de doğrudan etkili olmuştur.
Nihai olarak kısaca tarih boyunca felsefe tarihinde ve bizim kültürümüzde kadının yerine değindik, doğurganlık hızının düşme sebebine ilişkin öngörüde bulunduk.
Peki ne yapılabilir: Doğum yapan her anneye iki yıl izin hakkı ve okul öncesi eğitime başlama yaşına kadar esnek çalışma hakkı tanınabilir.
Gerçek anlamda çocuk yardımı yapılabilir ve kadınlara erken emeklilik hakkı tanınabilir.