
İnsan ilişkilerinin görünmez bir kırılma noktası var artık. Herkes birbirine yaklaşmak istiyor ama aynı anda geri duruyor.
Bağ kurmak istiyoruz, evet; fakat sadece bağlanma korkusu değil, günümüzün hızlı temposu, belirsizlikleri, yalnızlığı ve sürekli tetikte tutan toplumsal iklim de bizi geri çekiyor.
Sanki içimizde iki ses var: Biri "yakınlaş" diyor, diğeri "dikkatli ol".
Güvensizlik artık tek bir psikolojik nedene bağlı değil; çağın ağırlığıyla, ilişkilerin hızla tüketilmesiyle, kimsenin kimseye tam anlamıyla tutunamadığı bir ortamla ilgili. Asıl soru şu: Bu kopukluk nasıl bu kadar büyüdü?
Günümüz İlişki Dinamikleri: Yakınlık Hızlandı, Güven Yavaşladı
Bugün bir bağ kurmak hiç olmadığı kadar kolay; ama aynı ilişkiyi sürdürebilmek hiç olmadığı kadar zor. Bir mesajla yakınlaşıyor, bir suskunlukla uzaklaşıyoruz. Sosyal medya görünürlüğü artırıyor ama güven duygusunu beslemiyor. İlişkilerin doğası zamana değil, anlık tepkilere yaslanıyor. Oysa güven, hızlı tüketilen bir duygu değildir. Zaman ister tekrar ister tutarlılık ister. Modern hayatın temposu ise tam tersini dayatıyor: hız, akış ve çabuk vazgeçiş...
Ekonomik belirsizlikler, sosyal yalnızlık, "herkes kendine yeter" kültürü ve sürekli kıyaslamaya maruz kaldığımız dijital ortamlar ilişkideki yaşam alanını daraltıyor. Güven bu dar alanda nefes almaya çalışıyor ama çoğu zaman nefesi yetmiyor.
Yakınlıkla Ne Yapacağımızı Çocukken Öğreniriz
Güvensizliğin önemli bir boyutu da bağlanma stilleriyle ilgilidir. Ainsworth, Hazan & Shaver ve Main & Solomon'un çalışmalarına göre insanlar yetişkinlikte üç temel yakınlık tepkisi gösterir:
- Güvenli Bağlanma: Bir ilişkinin iniş çıkışları tehdit olarak algılanmaz. Örneğin bir arkadaş geç dönünce: "Bir işi çıktı, birazdan döner" diye düşünür. Yakınlık hem güven hem özgürlük sunar.
- Kaygılı Bağlanma: Yakınlığı ister ama kaybetme korkusu ağırdır. Bir mesaj geciktiğinde zihinde senaryolar başlar: "Bir şey mi oldu? Uzaklaşıyor mu?" Bu kişiler yoğun bağlanır ama aynı yoğunlukta incinmekten de korkarlar.
- Kaçıngan Bağlanma: Yakınlık onlar için hem ihtiyaç hem baskı gibidir. İlgi görünce geri çekilme eğilimi gösterebilirler. "Çok bağlanırsam özgürlüğümü kaybederim" düşüncesi baskın olabilir.
Bugünün ilişkileri bu stilleri daha görünür hâle getiriyor. Kaygılı daha kaygılı, kaçıngan daha kaçıngan davranıyor; çünkü güvenin dışarıdan desteklendiği sosyal yapı artık güçlü değil.
Toplumsal Dönüşüm: Güvenin Dışsal Kaynağı Zayıfladı
Birkaç kuşak önce güven sadece bireyin içinden gelmezdi; geniş aile, komşuluk, mahalle dayanışması ve ortak sorumluluk duygusu tarafından da desteklenirdi. Bugün bu yapı parçalı. Aile küçüldü, sosyal bağlar gevşedi, insanlar birbirine karışmaktan çekinir oldu. Bu da modern bireyin omuzuna yeni bir yük bıraktı: Güven artık dışarıdan gelmiyor. Kişi kendi kendine üretmek zorunda. Fakat dışarıdan hiç deneyimlemediğimiz bir duyguyu içeriden inşa etmek kolay değil.
Güvensizlik Artmıyor, Güvenin Zemini Değişiyor
Sonuç olarak, günümüzde ilişkilerde artan güvensizlik tek bir nedenden değil; bağlanma stillerindeki kırılganlık, toplumsal dayanışmanın zayıflaması ve dijital çağın yarattığı hızlı temas-hızlı kopuş ikliminin birleşiminden doğuyor.
Peki ne yapılabilir?
- Tutarlılık: Küçük ama düzenli davranışlar, büyük sözlerden daha etkilidir.
- Açıklık: Duygulara alan açmak, yanlış anlamaların önünü keser.
- Ortak Zemin: Güven, iki kişinin birlikte oluşturduğu bir alan olarak görülmelidir.
Bugünün ilişkilerinde güven, artık büyük laflarla değil; küçük, görünmez ama düzenli adımlarla büyüyor.
Emine ŞENTÜRK CAN
Aile Danışmanı - Çocuk Gelişimci