Emine ŞENTÜRK CAN  - Uzman Aile Danışmanı | Çocuk Gelişimci
Köşe Yazarı
Emine ŞENTÜRK CAN - Uzman Aile Danışmanı | Çocuk Gelişimci
 

GÜÇLÜ OLMAK DEĞIL, DENGELİ OLMAK

Hayatın hızına yetişmeye çalışırken şunu fark ediyorum: İnsanlar güçlü olmaya çalışıyor ama dengeli olmaya çalışmıyor. Oysa güç, denge olmadan yönünü kaybedebilir. Sertleşebilir, savrulabilir, hatta yıkıcı hale gelebilir. Denge ise güce istikamet verir. Dengeyi çoğu zaman yanlış anlıyoruz. Sanki hiç üzülmemek, hiç paniklememek, hiç dağılmamak gibi düşünüyoruz. Oysa psikoloji dengeyi sabit bir huzur hâli olarak değil, değişen koşullar karşısında yeniden ayarlanabilme kapasitesi olarak tanımlar. Yani denge, hiç sarsılmamak değil; sarsıldığında devrilmemektir. Bir çocuk dünyaya hazır bir duygusal dengeyle gelmez. Ağlayarak başlar, düşerek öğrenir. Nörogelişimsel çalışmalar gösteriyor ki bebekler ilk yıllarda duygusal düzenlemeyi bakım veren kişinin sakinliği aracılığıyla öğrenir. Denge önce ilişkisel başlar, sonra içselleşir. Bu nedenle denge bir sonuç değil; yaşam boyu süren bir inşa sürecidir. Yetişkinlikte de tablo değişmez. Hayatın içinde kararsızlaşırız, korkarız, acele ederiz. Denge en çok düşüncede bozulur. Zihin felaket üretmeye başladığında iç sistem daralır. “Hep böyle olacak”, “Asla düzelmeyecek” gibi kalıcılık cümleleri tehdit algısını yükseltir. Beden alarm verir. Davranış ya sertleşir ya da tamamen geri çekilir. Bilişsel davranışçı modelin ortaya koyduğu gibi duygu, düşünce ve davranış bir bütündür; biri bozulduğunda diğerleri de etkilenir. Bugün bireysellik daha çok konuşuluyor. Sınırlar, öz-değer, kendini seçmek… Bunların hepsi kıymetli. Ancak sağlıklı benlik inşası, bencillik değildir. Psikoloji bireyi merkeze koymayı değil, bireyin kendini düzenleyebilmesini önemser. Çünkü iç dünyasını düzenleyemeyen bir insanın kurduğu hiçbir ilişki uzun vadede sağlıklı kalamaz. Bu iş sonuçta denge işi. Ne bireyselliği suçlamak doğru, ne birlikteliği romantize etmek. Mesele, benliğini korurken ilişkisel sorumluluğu da taşıyabilmek. Babamın yıllar önce söylediği bir söz var: “Önce denge, sonra yenge.”   O zaman bir espri gibi gelirdi. Bugün mesleki pratiğimde görüyorum ki bu söz yetişkinliğin özeti gibi. Aile sistemleri kuramı, kişinin kendi duygusal sınırlarını ayırt edebilme kapasitesine “farklılaşma” adını verir.İ İçsel farklılaşma kapasitesi düşük olan birey ilişkide ya aşırı yapışma ya da aşırı kopuş eğilimi gösterebilir. Kendi iç dengesini kuramayan biri, ilişkide istikrar üretmekte zorlanır. Denge, duyguyu bastırmak değildir. Denge, sadece mantıkla hareket etmek değildir. Denge, duyguyla birlikte bilinçli kalabilmektir. Psikolojik esneklik, zor duyguların varlığında da değerler doğrultusunda hareket edebilme kapasitesidir. Dayanıklılık çalışmaları, zorlanmayı inkâr etmek yerine kabul edip düzenleyebilen bireylerin daha sağlıklı uyum gösterdiğini ortaya koymaktadır. Denge insanı güçlü yapar ama sert yapmaz. Yumuşak yapar ama zayıf yapmaz. Anlayışlı yapar ama sınırlarını silmez. Hayat dalgalı olabilir. Önemli olan dalgayı durdurmak değil; yönünü kaybetmemektir. Benim dileğim şu: Herkes önce kendi dengesini bulsun. Çünkü insan kendi merkezini kurmadan inşa ettiği hiçbir yapı uzun süre ayakta kalmıyor. Belki de gerçekten önce denge gerekir
Ekleme Tarihi: 24 Şubat 2026 -Salı

GÜÇLÜ OLMAK DEĞIL, DENGELİ OLMAK

Hayatın hızına yetişmeye çalışırken şunu fark ediyorum: İnsanlar güçlü olmaya çalışıyor ama dengeli olmaya çalışmıyor. Oysa güç, denge olmadan yönünü kaybedebilir. Sertleşebilir, savrulabilir, hatta yıkıcı hale gelebilir. Denge ise güce istikamet verir.

Dengeyi çoğu zaman yanlış anlıyoruz. Sanki hiç üzülmemek, hiç paniklememek, hiç dağılmamak gibi düşünüyoruz. Oysa psikoloji dengeyi sabit bir huzur hâli olarak değil, değişen koşullar karşısında yeniden ayarlanabilme kapasitesi olarak tanımlar.

Yani denge, hiç sarsılmamak değil; sarsıldığında devrilmemektir.

Bir çocuk dünyaya hazır bir duygusal dengeyle gelmez. Ağlayarak başlar, düşerek öğrenir. Nörogelişimsel çalışmalar gösteriyor ki bebekler ilk yıllarda duygusal düzenlemeyi bakım veren kişinin sakinliği aracılığıyla öğrenir.

Denge önce ilişkisel başlar, sonra içselleşir. Bu nedenle denge bir sonuç değil; yaşam boyu süren bir inşa sürecidir.

Yetişkinlikte de tablo değişmez. Hayatın içinde kararsızlaşırız, korkarız, acele ederiz. Denge en çok düşüncede bozulur. Zihin felaket üretmeye başladığında iç sistem daralır. “Hep böyle olacak”, “Asla düzelmeyecek” gibi kalıcılık cümleleri tehdit algısını yükseltir.

Beden alarm verir. Davranış ya sertleşir ya da tamamen geri çekilir. Bilişsel davranışçı modelin ortaya koyduğu gibi duygu, düşünce ve davranış bir bütündür; biri bozulduğunda diğerleri de etkilenir.

Bugün bireysellik daha çok konuşuluyor. Sınırlar, öz-değer, kendini seçmek… Bunların hepsi kıymetli. Ancak sağlıklı benlik inşası, bencillik değildir. Psikoloji bireyi merkeze koymayı değil, bireyin kendini düzenleyebilmesini önemser.

Çünkü iç dünyasını düzenleyemeyen bir insanın kurduğu hiçbir ilişki uzun vadede sağlıklı kalamaz.
Bu iş sonuçta denge işi.

Ne bireyselliği suçlamak doğru, ne birlikteliği romantize etmek. Mesele, benliğini korurken ilişkisel sorumluluğu da taşıyabilmek.

Babamın yıllar önce söylediği bir söz var: “Önce denge, sonra yenge.” 
 O zaman bir espri gibi gelirdi. Bugün mesleki pratiğimde görüyorum ki bu söz yetişkinliğin özeti gibi. Aile sistemleri kuramı, kişinin kendi duygusal sınırlarını ayırt edebilme kapasitesine “farklılaşma” adını verir.
İ

İçsel farklılaşma kapasitesi düşük olan birey ilişkide ya aşırı yapışma ya da aşırı kopuş eğilimi gösterebilir. Kendi iç dengesini kuramayan biri, ilişkide istikrar üretmekte zorlanır.

Denge, duyguyu bastırmak değildir. Denge, sadece mantıkla hareket etmek değildir. Denge, duyguyla birlikte bilinçli kalabilmektir.

Psikolojik esneklik, zor duyguların varlığında da değerler doğrultusunda hareket edebilme kapasitesidir. Dayanıklılık çalışmaları, zorlanmayı inkâr etmek yerine kabul edip düzenleyebilen bireylerin daha sağlıklı uyum gösterdiğini ortaya koymaktadır.

Denge insanı güçlü yapar ama sert yapmaz. Yumuşak yapar ama zayıf yapmaz. Anlayışlı yapar ama sınırlarını silmez.

Hayat dalgalı olabilir. Önemli olan dalgayı durdurmak değil; yönünü kaybetmemektir.

Benim dileğim şu: Herkes önce kendi dengesini bulsun. Çünkü insan kendi merkezini kurmadan inşa ettiği hiçbir yapı uzun süre ayakta kalmıyor.
Belki de gerçekten önce denge gerekir

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve ozgunbakis.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.
https://ad.reklm.com/aff_c?offer_id=62376&aff_id=40396