Aile içinde sessiz, uyumlu ve sorunsuz görünen çocuklar çoğu zaman takdir edilir. "Ne kadar olgun ne kadar anlayışlı". Oysa bu görünümün ardında, çocuğun dünyayı algılayış biçimi ve ailenin duygusal yapısıyla birleşen daha derin bir süreç vardır.
Duygusal Atmosferi Okuyan Çocuk

Birçok çocuk, daha konuşmaya başlamadan önce bile çevresindeki duygusal atmosferi olağanüstü bir hassasiyetle okur. Yüz ifadesindeki bir değişimi, ses tonunun sertleşmesini, annenin duraksayan nefesini, babanın sessizleşmesini... Tüm bunları fark eden şey yalnızca gözleri değildir; çocuğun fıtratında var olan duygusal duyarlılıktır.
Her çocuk farklı bir duyarlılıkla doğar. Kimisi dışa dönük, kimisi derinlikli, kimisi sezgisel... Ama bazı çocuklar duygusal titreşimleri diğerlerine göre çok daha hızlı algılar. Bu duyarlılık, onların dünyayı bir yetişkinden bile önce "sezmesine" neden olur. Ve bu sezgiyle birlikte çocuk kendi kendine şu değerlendirmeyi yapar: "Ben nasıl davranırsam ortam daha sakin olur?".
Sessizlik ve Uyum: Hayatta Kalma Mekanizması
Bu düşünce bilinçli değildir; fakat insan yavrusunun hayatta kalma ve ilişkiyi sürdürme ihtiyacının doğal sonucudur. Sessiz kaldığında huzur artıyor, uyum gösterdiğinde gerginlik azalıyor, isteğini söylemediğinde kimse üzülmüyorsa, çocuk şu sonuca varır: "Ben uyumlu olursam herkes daha iyi olur". İşte aşırı uyumluluğun ilk adımı burada başlar. Ne bağıran bir ebeveyn gerekir, ne tehdit, ne de sert bir disiplin. Çocuk bunu çoğu zaman kendi kendine, örtük bir öğrenmeyle geliştirir.
Psikolojik literatürde bu süreç "örtük öğrenme", "davranışsal ketlenme" ve "self-silencing" kavramlarıyla açıklanır. Çocuk duygusunu geri çekmenin ilişkiye düzen getirdiğini fark eder ve bunu içselleştirir. Zamanla duygularını değil, çevresini "korumayı" öncelik hâline getirir.
Sistemin Dengeleyicisi
Aile sistemi yaklaşımları bu tablonun arka planını genişletir. Bowen'a göre çocuk, ailedeki duygusal gerilimi sezerek kendi duygularını geri çekmek zorunda kalabilir. Minuchin ise aşırı uyumlu çocuğu "sistemin dengeleyicisi" olarak tanımlar: Kardeş arasındaki gerilimi yatıştıran, ebeveynin ruh hâlini izleyen, aile içinde görünmez bir tampon gibi çalışan çocuk....
Görünüşte bu davranış olgunluk gibi dursa da içsel olarak çocuğun kişilik örgütlenmesini etkileyebilir. Çocuk, kendi öfkesini değil başkasının duygusunu önemsemeye başlar. Kendi sınırını değil başkasının taleplerini dikkate alır. Kendi ihtiyacını değil düzeni sürdürmeyi önceler.
Yetişkinliğe Taşınan Erken Uyum
Bu erken içsel örgütlenme, yetişkinlikte de devam eder. Ergenliğinde kendi fikrini söylemekten çekinen, ilişkide hep idare eden, hayır demeyi tehdit gibi algılayan gençlerin geçmişine bakıldığında, çoğu zaman bu erken uyumun izleri görülür.
Bu noktada fıtrat kavramı tekrar önem kazanır. Peygamberimizin "Her çocuk fıtrat üzere doğar" hadisi, çocuğun doğuştan gelen mizacının korunması gerektiğini vurgular. Fıtratı duyarlı olan bir çocuğun aşırı uyum göstermesi, aslında bu duyarlılığın sağlıklı bir zemine yöneltilmemesiyle ilgilidir. Çocuğun duygusunu ifade edebilme hakkı hem psikolojik hem ahlaki açıdan büyük bir değerdir. Dolayısıyla mesele "uyumlu çocuk" yetiştirmek değil; çocuğun neden uyum gösterdiğini anlayabilmektir.
Gerçek Uyumun Sınırı
Bazı çocuk gerçekten sakindir. Ama bazıları, kimse incinmesin diye sessizleşmiştir. Bu iki hâli ayırt edebilmek hem sağlıklı ebeveynlik hem de sağlıklı gelişim için kritik öneme sahiptir. Bir çocuğun gerçek uyumu, kendi sesini kaybetmeden aileye dahil olabilmesidir. Görevimiz, o sesin güvenle duyulabileceği bir aile atmosferi oluşturmaktır.
EMİNE ŞENTÜRK CAN
AİLE DANIŞMANI - ÇOCUK GELİŞİMCİ