Sosyolog ve Aile Danışmanı İrem Kahriman: "İyileşmek İçin Önce Anlaşılmak Şart"

AİLE DANIŞMANI 17.02.2026 - 13:41, Güncelleme: 17.02.2026 - 18:08 174 kez okundu.
 

Sosyolog ve Aile Danışmanı İrem Kahriman: "İyileşmek İçin Önce Anlaşılmak Şart"

Modern çağın hız ve performans kıskacında kaybolan "anlaşılma" ihtiyacı, ruhsal sağlığın anahtarı olarak yeniden tanımlanıyor. Sosyolog ve Aile Danışmanı İrem Kahriman, iyileşme sürecinin bireysel bir çabadan ziyade toplumsal ve ilişkisel bir zemin gerektirdiğini vurguluyor.
İyileşme Anlaşılmakla Başlar: Psikoloji ve Sosyoloji Perspektifinden Bir Değerlendirme İyileşme çoğu zaman bireysel bir süreç olarak düşünülse de, hem psikolojik hem de sosyolojik literatür, iyileşmenin temelde ilişkisel bir deneyim olduğunu gösterir. Bireyin yaşadığı duygusal yaralanmalar, travmalar ya da ruhsal zorlanmalar yalnızca içsel süreçlerin ürünü değildir; aynı zamanda sosyal bağlamın, ilişkilerin ve anlamlandırma biçimlerinin de etkisi altındadır. Bu nedenle “iyileşme anlaşılmakla başlar” önermesi, yalnızca romantik bir ifade değil, bilimsel olarak temellendirilebilecek bir gerçeğe işaret eder. Psikolojik Temeller: Bağlanma ve Regülasyon Psikoloji alanında, özellikle bağlanma kuramı ve kişilerarası nörobiyoloji, anlaşılmanın iyileştirici gücünü vurgular. İnsan zihni, yalnızca bireysel bir işlem merkezi değil; başkalarıyla kurulan ilişkiler içinde şekillenen dinamik bir yapıdır. Güvenli bağlanma deneyimleri, bireyin duygularının görülmesi, adlandırılması ve düzenlenmesi yoluyla gelişir. Bir kişi duygusal olarak anlaşıldığında, sinir sistemi düzeyinde regülasyon sağlanır; stres tepkisi azalır, tehdit algısı düşer ve birey kendini daha güvende hisseder. Bu durum, özellikle travma ve duygudurum bozuklukları gibi alanlarda, terapötik ilişkinin neden iyileştirici bir faktör olduğunu açıklar. Terapide iyileşmenin yalnızca teknik müdahalelerle değil, “anlaşıldığını hissetme” deneyimiyle başlaması bu nedenle tesadüf değildir. Sosyolojik Bakış: Varoluş ve Kimlik Sosyolojik açıdan bakıldığında ise anlaşılmak, bireyin toplumsal varoluşunun merkezinde yer alır. İnsan, anlamını ve kimliğini büyük ölçüde başkalarının gözünden kurar. Toplumsal etkileşim kuramları, bireyin kendini başkalarının tepkileri aracılığıyla tanımladığını savunur. Bir kişinin deneyiminin sürekli olarak görmezden gelinmesi, küçümsenmesi ya da yanlış yorumlanması, yalnızca bireysel bir kırgınlık yaratmaz; aynı zamanda kimlik düzeyinde bir yabancılaşma üretir. Bu bağlamda anlaşılmamak, sosyal izolasyonun ve içsel kopuşun önemli bir kaynağıdır. Anlaşılmak ise bireyi yeniden toplumsal bağlara bağlar, deneyimlerini meşrulaştırır ve varoluşuna anlam kazandırır. Modern Toplumda Anlama Kapasitesi Modern toplumlarda hız, performans ve bireysel başarı vurgusu arttıkça, derinlemesine dinleme ve anlama kapasitesi giderek zayıflamaktadır. İnsanlar çoğu zaman çözüm sunmaya, yönlendirmeye ya da yargılamaya odaklanırken, karşısındakini gerçekten anlamaya yeterince alan açmaz. Oysa psikolojik iyileşme, çoğu zaman hızlı çözümlerden değil, sabırla sürdürülen bir anlama çabasından doğar. Anlaşılmak, bireyin deneyiminin geçerliliğinin tanınmasıdır; bu tanınma, kişinin kendine yönelik şefkat geliştirmesini ve içsel parçalarını bütünleştirmesini kolaylaştırır. Ayrıca anlaşılmak, yalnızca sözel bir süreç değildir. Beden dili, duygusal ton, varlık hissi ve empatik eşlik de bu sürecin parçalarıdır. Bir kişinin “ben seni görüyorum” mesajını alması, çoğu zaman kelimelerden daha güçlü bir etki yaratır. Bu nedenle iyileşme süreçlerinde, ister terapi odasında ister gündelik ilişkilerde olsun, aktif dinleme ve empatik tanıklık temel araçlar haline gelir. Sonuç olarak, iyileşme bireysel bir içgörüyle başlayabilir; ancak sürdürülebilir hale gelmesi çoğu zaman ilişkisel bir zemine ihtiyaç duyar. Anlaşılmak, bireyin yalnız olmadığını hissetmesini sağlar, deneyimlerini anlamlandırmasına yardımcı olur ve psikolojik dayanıklılığını artırır. Sosyolojik bağlamda ise anlaşılmak, bireyi toplumsal dokunun içine yeniden yerleştirir ve yabancılaşmayı azaltır. Bu nedenle iyileşmenin başlangıç noktası çoğu zaman bir müdahale, bir teknik ya da bir çözüm değil; bir insanın diğerine gerçekten kulak verdiği, gördüğü ve anladığı o temel andır.
Modern çağın hız ve performans kıskacında kaybolan "anlaşılma" ihtiyacı, ruhsal sağlığın anahtarı olarak yeniden tanımlanıyor. Sosyolog ve Aile Danışmanı İrem Kahriman, iyileşme sürecinin bireysel bir çabadan ziyade toplumsal ve ilişkisel bir zemin gerektirdiğini vurguluyor.

İyileşme Anlaşılmakla Başlar: Psikoloji ve Sosyoloji Perspektifinden Bir Değerlendirme

İyileşme çoğu zaman bireysel bir süreç olarak düşünülse de, hem psikolojik hem de sosyolojik literatür, iyileşmenin temelde ilişkisel bir deneyim olduğunu gösterir. Bireyin yaşadığı duygusal yaralanmalar, travmalar ya da ruhsal zorlanmalar yalnızca içsel süreçlerin ürünü değildir; aynı zamanda sosyal bağlamın, ilişkilerin ve anlamlandırma biçimlerinin de etkisi altındadır. Bu nedenle “iyileşme anlaşılmakla başlar” önermesi, yalnızca romantik bir ifade değil, bilimsel olarak temellendirilebilecek bir gerçeğe işaret eder.

Psikolojik Temeller: Bağlanma ve Regülasyon

Psikoloji alanında, özellikle bağlanma kuramı ve kişilerarası nörobiyoloji, anlaşılmanın iyileştirici gücünü vurgular. İnsan zihni, yalnızca bireysel bir işlem merkezi değil; başkalarıyla kurulan ilişkiler içinde şekillenen dinamik bir yapıdır. Güvenli bağlanma deneyimleri, bireyin duygularının görülmesi, adlandırılması ve düzenlenmesi yoluyla gelişir.

Bir kişi duygusal olarak anlaşıldığında, sinir sistemi düzeyinde regülasyon sağlanır; stres tepkisi azalır, tehdit algısı düşer ve birey kendini daha güvende hisseder. Bu durum, özellikle travma ve duygudurum bozuklukları gibi alanlarda, terapötik ilişkinin neden iyileştirici bir faktör olduğunu açıklar. Terapide iyileşmenin yalnızca teknik müdahalelerle değil, “anlaşıldığını hissetme” deneyimiyle başlaması bu nedenle tesadüf değildir.

Sosyolojik Bakış: Varoluş ve Kimlik

Sosyolojik açıdan bakıldığında ise anlaşılmak, bireyin toplumsal varoluşunun merkezinde yer alır. İnsan, anlamını ve kimliğini büyük ölçüde başkalarının gözünden kurar. Toplumsal etkileşim kuramları, bireyin kendini başkalarının tepkileri aracılığıyla tanımladığını savunur.

Bir kişinin deneyiminin sürekli olarak görmezden gelinmesi, küçümsenmesi ya da yanlış yorumlanması, yalnızca bireysel bir kırgınlık yaratmaz; aynı zamanda kimlik düzeyinde bir yabancılaşma üretir. Bu bağlamda anlaşılmamak, sosyal izolasyonun ve içsel kopuşun önemli bir kaynağıdır. Anlaşılmak ise bireyi yeniden toplumsal bağlara bağlar, deneyimlerini meşrulaştırır ve varoluşuna anlam kazandırır.

Modern Toplumda Anlama Kapasitesi

Modern toplumlarda hız, performans ve bireysel başarı vurgusu arttıkça, derinlemesine dinleme ve anlama kapasitesi giderek zayıflamaktadır. İnsanlar çoğu zaman çözüm sunmaya, yönlendirmeye ya da yargılamaya odaklanırken, karşısındakini gerçekten anlamaya yeterince alan açmaz. Oysa psikolojik iyileşme, çoğu zaman hızlı çözümlerden değil, sabırla sürdürülen bir anlama çabasından doğar.

Anlaşılmak, bireyin deneyiminin geçerliliğinin tanınmasıdır; bu tanınma, kişinin kendine yönelik şefkat geliştirmesini ve içsel parçalarını bütünleştirmesini kolaylaştırır. Ayrıca anlaşılmak, yalnızca sözel bir süreç değildir. Beden dili, duygusal ton, varlık hissi ve empatik eşlik de bu sürecin parçalarıdır. Bir kişinin “ben seni görüyorum” mesajını alması, çoğu zaman kelimelerden daha güçlü bir etki yaratır. Bu nedenle iyileşme süreçlerinde, ister terapi odasında ister gündelik ilişkilerde olsun, aktif dinleme ve empatik tanıklık temel araçlar haline gelir.

Sonuç olarak, iyileşme bireysel bir içgörüyle başlayabilir; ancak sürdürülebilir hale gelmesi çoğu zaman ilişkisel bir zemine ihtiyaç duyar. Anlaşılmak, bireyin yalnız olmadığını hissetmesini sağlar, deneyimlerini anlamlandırmasına yardımcı olur ve psikolojik dayanıklılığını artırır.

Sosyolojik bağlamda ise anlaşılmak, bireyi toplumsal dokunun içine yeniden yerleştirir ve yabancılaşmayı azaltır. Bu nedenle iyileşmenin başlangıç noktası çoğu zaman bir müdahale, bir teknik ya da bir çözüm değil; bir insanın diğerine gerçekten kulak verdiği, gördüğü ve anladığı o temel andır.

Habere ifade bırak !
Habere ait etiket tanımlanmamış.
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve ozgunbakis.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.
https://ad.reklm.com/aff_c?offer_id=62376&aff_id=40396