Psikolojik danışmanlık pratiğinde en sık karşılaşılan, üzerine en çok konuşulan ama uygulaması bir o kadar zor olan kavramların başında gelir "sınırlar". Özellikle çocukluktan itibaren itaat, sabır ve sonsuz hoşgörü üzerine bir terbiye ile büyütülen bireyler için "Hayır" diyebilmek, ağır bir suçluluk duygusunu da beraberinde getirir. Oysa psikolojik bir gerçeklik vardır ki; sınırı olmayan insan, er ya da geç istismar edilmeye mahkûmdur.
Sınır, Bir Öz Savunma Mekanizmasıdır
Pek çok kişi sınır koymayı bir bencillik ya da kabalık olarak görür. Halbuki sınır, insanın ruhsal bütünlüğünü koruyan en temel mekanizmadır. Sınırsız insan, başkalarının beklentilerini ve ihtiyaçlarını kendi ihtiyaçlarının önüne koyar. Sırf ilişkide kalabilmek, sevilmek ya da terk edilmemek adına kendi benliğinden ödün verir. Ancak bu durumun ağır bir bedeli vardır: Zamanla gelen derin bir içsel boşluk, duygusal tükenmişlik ve nihayetinde kişinin kendi özünü kaybetmesi.
İstismarın Beslendiği Yer: Sınırsızlık
Viktimoloji (mağdur bilim) çalışmaları ve saha tecrübeleri gösteriyor ki; istismar genellikle sınırların belirsiz olduğu ilişkilerde filizlenir. Karşı taraf nerede durması gerektiğini bilmediğinde, o ilişkideki sorumluluk duygusu da zamanla buharlaşır. Talepler artarken, gösterilen saygı aynı hızla azalır.
Sağlıklı Bir İlişkinin Ön Şartı
Şunu net bir şekilde anlamalıyız: Sağlıklı bir sınır, egoizm değildir. Aksine, bir insanın kendi değerini tanıdığının ve bu değere sahip çıktığının en somut göstergesidir. Sınırların olmadığı, "hayır"ların duyulmadığı bir zeminde sağlıklı bir ilişki inşa etmek imkânsızdır.
Unutmayın; kendinize koymadığınız her sınır, başkasına sizi incitmek için verdiğiniz gizli bir izindir.