Sabina İsmailova-Psikolog
Köşe Yazarı
Sabina İsmailova-Psikolog
 

​Bir Psikolog-Viktimologun Not defterinden: Şiddetin Görünmeyen Yüzü

​1. Şiddet Bir Patlama Değil, Bir Birikmedir ​Toplumda şiddet genellikle ani bir parlama, kontrol edilemez bir öfke patlaması gibi algılanır. Oysa bir psikolog-viktimolog olarak saha deneyimim bana şunu gösteriyor: Şiddet neredeyse hiçbir zaman birdenbire başlamaz. O, sinsice filizlenir, sessizce güçlenir ve uzun süre görmezden gelinir. ​Başlangıç aşamasında bu davranışlar tehlike sinyali olarak değil; "karakter yapısı", "terbiye yöntemi" veya "aile içi kural" kılıfıyla normalize edilir. Önce sözlü aşağılamalar başlar; ardından kısıtlamalar ve kontrol mekanizmaları devreye girer: Nereye gidebilirsin? Kiminle görüşebilirsin? Hangi fikri savunabilirsin? ​Mağdur bu süreçte sınırlarını yitirirken, çevre genellikle sessiz kalır. Unutulmamalıdır ki; bu sessizlik, şiddetin büyümesi için en verimli topraktır. Şiddetle mücadele, en ağır sonuçlar ortaya çıktığında değil; o ilk, sessiz ve "küçük" görünen ihlaller başladığında yapılmalıdır. ​2. Susmak Rıza Değil, Tehlike Hissidir ​Mağdurlara en sık yöneltilen o haksız soru şudur: "Neden şimdiye kadar sustun?" Bu soru mantıklı görünse de aslında sorunun özünü perdeler. Mağdurun susması bir zayıflık belirtisi değil, içinde bulunduğu çevrenin ne kadar güvensiz olduğunun kanıtıdır. ​İnsan ancak kendini güvende hissettiği yerde konuşabilir. Mağdur; inanılmamaktan, suçlanmaktan, toplumsal baskıdan ve utandırılmaktan korkar. Bu korkular hayal ürünü değil, acı gerçeklere dayanır. Susmak, zihnin kendini daha büyük bir zarardan koruma çabasıdır. Bu yüzden asıl soru "Neden sustu?" değil, "Kendini nerede tehlikede hissetti?" olmalıdır. ​3. Travma Geçmişte Kalmaz, Bugünü Yönetir ​Travma sadece kötü bir anı değildir; insanın günlük tepkilerinde, davranışlarında ve kurduğu bağlarda yaşayan canlı bir organizmadır. Çalışmalarımda sıkça rastladığım durum şudur: Kişi neden korktuğunu, neden aniden öfkelendiğini veya neden sürekli suçluluk duyduğunu açıklayamaz. ​Eğer travma sağaltılmazsa, zihin tehlikenin hâlâ devam ettiğine inanır. Bu yüzden kişi ya her şeyden kaçar ya da paradoksal bir şekilde bildiği o "tanıdık acıyı" güvenli bularak tehlikeli ilişkileri tekrar seçer. Zaman travmayı iyileştirmez, sadece semptomların şeklini değiştirir. İyileşme ancak güvenli bir ortam ve profesyonel destekle mümkündür. ​4. İnanılmamak: Şiddetin İkinci Aşaması ​Şiddet mağduru için travma, olay anıyla sınırlı kalmaz. Aksine, asıl yıkım olaydan sonra başlayabilir. Bir mağdur yaşadıklarını anlattığında şüpheyle karşılanıyorsa, bu durum şiddetin devamı niteliğindedir. ​İnanılmamak, bir insanın gerçeklik algısını sarsar. Kişi kendi yaşadıklarını sorgulamaya başlar, içine kapanır ve derin bir yalnızlığa itilir. Toplumsal destek bir lüks değil, iyileşme sürecinin temel şartıdır. Mağdurların konuşabilmesi için toplumun önce yargılamadan dinlemeyi ve inanmayı öğrenmesi gerekir. ​5. Görünmeyen Yara: Psikolojik Şiddet ​Psikolojik şiddet fiziksel bir iz bırakmaz ama doğrudan kişinin öz benliğine saldırır. Mağdur zamanla öz değerini yitirir, daimî bir korku ve suçluluk sarmalına girer. ​Bu şiddet türü, fiziksel olmadığı için genellikle ciddiye alınmaz. Oysa uzun vadeli sonuçları; kronik kaygı, depresyon, özgüven kaybı ve psikosomatik hastalıklardır. Bir yaranın görünmüyor olması, can yakmadığı veya tehlikesiz olduğu anlamına gelmez.  
Ekleme Tarihi: 20 Ocak 2026 -Salı

​Bir Psikolog-Viktimologun Not defterinden: Şiddetin Görünmeyen Yüzü

​1. Şiddet Bir Patlama Değil, Bir Birikmedir

​Toplumda şiddet genellikle ani bir parlama, kontrol edilemez bir öfke patlaması gibi algılanır. Oysa bir psikolog-viktimolog olarak saha deneyimim bana şunu gösteriyor: Şiddet neredeyse hiçbir zaman birdenbire başlamaz. O, sinsice filizlenir, sessizce güçlenir ve uzun süre görmezden gelinir.

​Başlangıç aşamasında bu davranışlar tehlike sinyali olarak değil; "karakter yapısı", "terbiye yöntemi" veya "aile içi kural" kılıfıyla normalize edilir. Önce sözlü aşağılamalar başlar; ardından kısıtlamalar ve kontrol mekanizmaları devreye girer: Nereye gidebilirsin? Kiminle görüşebilirsin? Hangi fikri savunabilirsin?

​Mağdur bu süreçte sınırlarını yitirirken, çevre genellikle sessiz kalır. Unutulmamalıdır ki; bu sessizlik, şiddetin büyümesi için en verimli topraktır. Şiddetle mücadele, en ağır sonuçlar ortaya çıktığında değil; o ilk, sessiz ve "küçük" görünen ihlaller başladığında yapılmalıdır.

​2. Susmak Rıza Değil, Tehlike Hissidir

​Mağdurlara en sık yöneltilen o haksız soru şudur: "Neden şimdiye kadar sustun?" Bu soru mantıklı görünse de aslında sorunun özünü perdeler. Mağdurun susması bir zayıflık belirtisi değil, içinde bulunduğu çevrenin ne kadar güvensiz olduğunun kanıtıdır.

​İnsan ancak kendini güvende hissettiği yerde konuşabilir. Mağdur; inanılmamaktan, suçlanmaktan, toplumsal baskıdan ve utandırılmaktan korkar. Bu korkular hayal ürünü değil, acı gerçeklere dayanır. Susmak, zihnin kendini daha büyük bir zarardan koruma çabasıdır. Bu yüzden asıl soru "Neden sustu?" değil, "Kendini nerede tehlikede hissetti?" olmalıdır.

​3. Travma Geçmişte Kalmaz, Bugünü Yönetir

​Travma sadece kötü bir anı değildir; insanın günlük tepkilerinde, davranışlarında ve kurduğu bağlarda yaşayan canlı bir organizmadır. Çalışmalarımda sıkça rastladığım durum şudur: Kişi neden korktuğunu, neden aniden öfkelendiğini veya neden sürekli suçluluk duyduğunu açıklayamaz.

​Eğer travma sağaltılmazsa, zihin tehlikenin hâlâ devam ettiğine inanır. Bu yüzden kişi ya her şeyden kaçar ya da paradoksal bir şekilde bildiği o "tanıdık acıyı" güvenli bularak tehlikeli ilişkileri tekrar seçer. Zaman travmayı iyileştirmez, sadece semptomların şeklini değiştirir. İyileşme ancak güvenli bir ortam ve profesyonel destekle mümkündür.

​4. İnanılmamak: Şiddetin İkinci Aşaması

​Şiddet mağduru için travma, olay anıyla sınırlı kalmaz. Aksine, asıl yıkım olaydan sonra başlayabilir. Bir mağdur yaşadıklarını anlattığında şüpheyle karşılanıyorsa, bu durum şiddetin devamı niteliğindedir.

​İnanılmamak, bir insanın gerçeklik algısını sarsar. Kişi kendi yaşadıklarını sorgulamaya başlar, içine kapanır ve derin bir yalnızlığa itilir. Toplumsal destek bir lüks değil, iyileşme sürecinin temel şartıdır. Mağdurların konuşabilmesi için toplumun önce yargılamadan dinlemeyi ve inanmayı öğrenmesi gerekir.

​5. Görünmeyen Yara: Psikolojik Şiddet

​Psikolojik şiddet fiziksel bir iz bırakmaz ama doğrudan kişinin öz benliğine saldırır. Mağdur zamanla öz değerini yitirir, daimî bir korku ve suçluluk sarmalına girer.

​Bu şiddet türü, fiziksel olmadığı için genellikle ciddiye alınmaz. Oysa uzun vadeli sonuçları; kronik kaygı, depresyon, özgüven kaybı ve psikosomatik hastalıklardır. Bir yaranın görünmüyor olması, can yakmadığı veya tehlikesiz olduğu anlamına gelmez.

 

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve ozgunbakis.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.
https://ad.reklm.com/aff_c?offer_id=62376&aff_id=40396