Psikolojik pratikte en tehlikeli aşamalardan biri, insanın yaşadığı acıyla barışmasıdır. Bu, acının bitmesi değil; onun insanın hayatına tamamen yerleşmesi anlamına gelir. Uzun süre şiddete, duygusal ilgisizliğe ya da değersizleştirilmeye maruz kalan kişi için acı artık günlük bir arka plan sesine dönüşür. Bu durumu bir problem olarak değil, hayatın doğal bir parçası olarak kabul etmeye başlar.
Viktimolojik açıdan bu aşama oldukça risklidir. Mağdur artık kendi durumunu analiz etmez, karşılaştırmaz ve değişim beklemez. “Herkeste böyle”, “ben de katlanmalıyım” gibi cümleler içsel bir inanç sistemine dönüşür. Bu durum öğrenilmiş çaresizliğin açık bir göstergesidir.
Toplum çoğu zaman bu sessizliği yanlış okur. Sessiz insan güçlü, dayanıklı insan akıllı sanılır. Oysa bu çoğu zaman içsel bir tükenmişliktir. Kişi artık yardım istemez; çünkü umut etmeyi bırakmıştır.
Psikolojik destek tam da bu noktada hayati önem taşır. Acıyı yeniden bir problem olarak görmek, ona isim vermek ve paylaşmak iyileşmenin ilk adımıdır.