Öznur Eker Uzman Sosyolog & Aile ve Evlilik Danışmanı
Köşe Yazarı
Öznur Eker Uzman Sosyolog & Aile ve Evlilik Danışmanı
 

Yarın Ola Hayrola

 Bir Kaçış Sığınağı mı, Cesaret Köprüsü mü?   ​Hayat, planlarımızla belirsizliğin o bitmek bilmeyen çekişmesinde akar. Toplum olarak zihnimize mühürlediğimiz, kimi zaman ise ağır bir yük olan o meşhur söz: "Yarın ola hayrola."   ​Bir tarafta bugünün yorgun ruhuna fısıldanan "Artık yeter, gerisini yarın hallederim" diyen şefkatli teslimiyet; diğer tarafta ise yüzleşmekten korktuğumuz sorunları erteleyen o tehlikeli tezatlık...   Bir uzman olarak bu cümleye baktığımda, aslında Alfred Adler’in o meşhur "yaşam üslubu" kavramını görüyorum. Sahi, biz yarın için umut mu ediyoruz, yoksa bugünü mü erteliyoruz?   ​Adler’e göre her birey, hayat boyu yetersizlik hissiyle baş etmeye ve bir bütünlük kurmaya çalışır. "Yarın ola hayrola" cümlesi, bazen bu duyguyla başa çıkamayan insanın sığındığı bir "sahte üstünlük" alanıdır.   Bugünün çatışmasını çözecek gücü kendinde bulamayan kişi, çözümü hayali bir yarının "hayrına" havale eder.   ​Eşler arasındaki uçurum derinleşirken ya da bir ebeveyn, çocuğuyla arasındaki bağı onarmak yerine bu söze sığınıyorsa; orada bir iyileşme değil, bir duygusal felç hali vardır.    Bu, toplumsal baskıların altında ezilen bireyin, kendi eylemsizliğini "kadercilik" maskesiyle meşrulaştırmasıdır.   ​Burada iç sesimiz devreye giriyor ve o acı soruyu fısıldıyor: "Gerçekten inanıyor musun, yoksa kaçıyor musun?"   ​Toplumun bizden beklediği o pürüzsüz aile tablosu, "başarılı" olma zorunluluğu ve modern hayatın hızı bizi yoruyor.   Bu baskı altında, Jung’un bahsettiği o "gölgelerimizle" yüzleşmek yerine, onları yarının belirsizliğine süpürmeyi tercih ediyoruz. Oysa yarın, bugün ektiğimiz cesaret tohumlarıyla yeşerir. Yarın, bir kaçış sığınağı değil; bugünün sorumluluğunu alanların kurabileceği bir umut köprüsü olmalıdır.   ​Adler, ruh sağlığının temel ölçütü olarak "sosyal ilgiyi" yani toplumsal fayda ve aidiyet duygusunu görür.   Eğer "Yarın ola hayrola" diyebilmek; öfkenin dilimizi yaktığı o anda susup karşıdakine bir nefeslik alan tanımaksa, işte bu gerçek bir cesarettir. Burada yarın, fırtınanın dinmesini beklemek ve daha yapıcı bir "biz" kurmak için kullanılan bir mola alanıdır. ​Asıl mesele, yarının getireceği hayra güvenmekle, o hayrı inşa edecek iradeyi bugün göstermek arasındaki ince dengedir.    ​Dün, bir tecrübeydi.  ​Yarın, bir ihtimal.  ​Bugün ise Adler’in dediği gibi, kaderimizi belirleme gücümüzün olduğu tek an.   ​Gerçek bir iyileşme, yarının mucizelerini pasif bir bekleyişle ummak değil; yarının hayrına layık olacak adımı bugün, şu an atmaktır.   Güneş yarın yine doğacak; ancak o güneşin ferahlığı, bu akşamki içten bir "özür dilerim"de veya bir "seni anlıyorum" cümlesinde saklıdır.   Haftalık Farkındalık Sorusu   ​Bu yazıyı okuduktan sonra, bugün zihninizin bir köşesinde “Yarın ola hayrola” diyerek beklettiğiniz o meseleyi düşünün.   ​Kendinize dürüstçe şu soruyu sorun: ​“Bu cümleyi kurarken yüreğimde hissettiğim şey, yarının getireceği çözüme duyduğum sarsılmaz bir güven mi, yoksa bugünün getirdiği sorumluluktan duyduğum bir yorgunluk mu?”   ​Eğer cevabınız yorgunluksa, kendinize küçük bir adım atma izni verin.   Çünkü yarının hayrı, bugünün küçük ama cesur bir adımıyla başlar.   ​

Yarın Ola Hayrola

 Bir Kaçış Sığınağı mı, Cesaret Köprüsü mü?
 
​Hayat, planlarımızla belirsizliğin o bitmek bilmeyen çekişmesinde akar. Toplum olarak zihnimize mühürlediğimiz, kimi zaman ise ağır bir yük olan o meşhur söz: "Yarın ola hayrola."
 
​Bir tarafta bugünün yorgun ruhuna fısıldanan "Artık yeter, gerisini yarın hallederim" diyen şefkatli teslimiyet; diğer tarafta ise yüzleşmekten korktuğumuz sorunları erteleyen o tehlikeli tezatlık...
 
Bir uzman olarak bu cümleye baktığımda, aslında Alfred Adler’in o meşhur "yaşam üslubu" kavramını görüyorum. Sahi, biz yarın için umut mu ediyoruz, yoksa bugünü mü erteliyoruz?
 
​Adler’e göre her birey, hayat boyu yetersizlik hissiyle baş etmeye ve bir bütünlük kurmaya çalışır. "Yarın ola hayrola" cümlesi, bazen bu duyguyla başa çıkamayan insanın sığındığı bir "sahte üstünlük" alanıdır.
 
Bugünün çatışmasını çözecek gücü kendinde bulamayan kişi, çözümü hayali bir yarının "hayrına" havale eder.
 
​Eşler arasındaki uçurum derinleşirken ya da bir ebeveyn, çocuğuyla arasındaki bağı onarmak yerine bu söze sığınıyorsa; orada bir iyileşme değil, bir duygusal felç hali vardır. 
 
Bu, toplumsal baskıların altında ezilen bireyin, kendi eylemsizliğini "kadercilik" maskesiyle meşrulaştırmasıdır.
 
​Burada iç sesimiz devreye giriyor ve o acı soruyu fısıldıyor: "Gerçekten inanıyor musun, yoksa kaçıyor musun?"
 
​Toplumun bizden beklediği o pürüzsüz aile tablosu, "başarılı" olma zorunluluğu ve modern hayatın hızı bizi yoruyor.
 
Bu baskı altında, Jung’un bahsettiği o "gölgelerimizle" yüzleşmek yerine, onları yarının belirsizliğine süpürmeyi tercih ediyoruz. Oysa yarın, bugün ektiğimiz cesaret tohumlarıyla yeşerir. Yarın, bir kaçış sığınağı değil; bugünün sorumluluğunu alanların kurabileceği bir umut köprüsü olmalıdır.
 
​Adler, ruh sağlığının temel ölçütü olarak "sosyal ilgiyi" yani toplumsal fayda ve aidiyet duygusunu görür.
 
Eğer "Yarın ola hayrola" diyebilmek; öfkenin dilimizi yaktığı o anda susup karşıdakine bir nefeslik alan tanımaksa, işte bu gerçek bir cesarettir. Burada yarın, fırtınanın dinmesini beklemek ve daha yapıcı bir "biz" kurmak için kullanılan bir mola alanıdır.
​Asıl mesele, yarının getireceği hayra güvenmekle, o hayrı inşa edecek iradeyi bugün göstermek arasındaki ince dengedir.
 
 ​Dün, bir tecrübeydi.
 ​Yarın, bir ihtimal.
 ​Bugün ise Adler’in dediği gibi, kaderimizi belirleme gücümüzün olduğu tek an.
 
​Gerçek bir iyileşme, yarının mucizelerini pasif bir bekleyişle ummak değil; yarının hayrına layık olacak adımı bugün, şu an atmaktır.
 
Güneş yarın yine doğacak; ancak o güneşin ferahlığı, bu akşamki içten bir "özür dilerim"de veya bir "seni anlıyorum" cümlesinde saklıdır.
 
Haftalık Farkındalık Sorusu
 
​Bu yazıyı okuduktan sonra, bugün zihninizin bir köşesinde “Yarın ola hayrola” diyerek beklettiğiniz o meseleyi düşünün.
 
​Kendinize dürüstçe şu soruyu sorun:
​“Bu cümleyi kurarken yüreğimde hissettiğim şey, yarının getireceği çözüme duyduğum sarsılmaz bir güven mi, yoksa bugünün getirdiği sorumluluktan duyduğum bir yorgunluk mu?”
 
​Eğer cevabınız yorgunluksa, kendinize küçük bir adım atma izni verin.
 
Çünkü yarının hayrı, bugünün küçük ama cesur bir adımıyla başlar.
 
Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve ozgunbakis.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.