Evlilik ilişkisi, yalnızca iki bireyin birlikteliği değil; aynı zamanda ortak bir kimlik, paylaşılan bir gelecek tasarımı ve karşılıklı duygusal yatırımın oluşturduğu bir bağlanma sistemidir.
Bu nedenle aldatma, kronik çatışma veya uzun süreli duygusal uzaklaşma gibi kırılmalar sonrasında ortaya çıkan boşanma kararsızlığı, bireyin yalnızca bir ilişkiyi değil, aynı zamanda kurduğu yaşam bütünlüğünü de sorgulamasına neden olur.
Boşanma kararsızlığı yaşayan bireyler çoğu zaman iki zıt psikolojik ihtiyaç arasında kalır:
Bir yanda incinmiş benliği koruma ve uzaklaşma ihtiyacı, diğer yanda ise bağlanma, alışkanlık ve süreklilik ihtiyacı.
Bu içsel çatışma, karar sürecini yalnızca mantıksal değil, aynı zamanda derin bir duygusal süreç haline getirir.
Bağlanma kuramına göre, romantik ilişkiler bireyin güvenlik ve aidiyet duygusunun temel kaynaklarından biridir.
Bu bağ tehdit edildiğinde, birey yalnızca partnerini değil, aynı zamanda psikolojik güvenlik hissini de kaybetme riskiyle karşı karşıya kalır. Bu durum, ilişkinin işlevselliği ciddi biçimde zedelenmiş olsa bile bireyin ayrılık kararını ertelemesine neden olabilir.
Özellikle aldatma sonrası süreçte, birey sıklıkla şu ikilemle karşılaşır:
“Bu ilişki artık bana zarar veriyor mu, yoksa şu an yaşadığım acı geçici bir travma tepkisi mi?”
Bu sorunun yanıtı çoğu zaman hemen netleşmez. Çünkü travmatik bir güven kırılması sonrası ortaya çıkan yoğun öfke, değersizlik ve kaygı duyguları, bireyin bilişsel değerlendirme kapasitesini geçici olarak daraltabilir.
Psikolojik literatür, yüksek duygusal yoğunluk altında verilen kararların çoğu zaman uzun vadeli ihtiyaçları tam olarak yansıtmayabileceğini göstermektedir. Travmatik bir olayın hemen ardından verilen “gitme” ya da “kalma” kararları, çoğu zaman bireyin uzun vadeli değerlerinden ziyade kısa vadeli duygusal korunma ihtiyacını temsil eder.
Bu nedenle boşanma kararsızlığı, patolojik bir durum değil; aksine bireyin yaşamını etkileyen önemli bir kararı değerlendirme çabasının doğal bir parçasıdır. Kararsızlık, çoğu zaman ilişkinin birey için hâlâ psikolojik anlam taşıdığını gösterir.
Boşanma kararı sürecinde belirleyici olan, yalnızca yaşanan olay değil; ilişkinin genel yapısıdır. Özellikle şu sorular, daha sağlıklı bir değerlendirme yapabilmek açısından önemlidir:
İlişkide yaşanan sorun
mi, yoksa belirli bir döneme mi özgüdür?
Partner, yaşanan sorun karşısında sorumluluk almakta mıdır?
Güvenin yeniden inşa edilmesi için somut adımlar atılmakta mıdır?
İlişki, bireyin psikolojik bütünlüğünü desteklemekte midir, yoksa sürekli olarak zedelemekte midir?
Bu sorular, karar sürecini yalnızca duygusal tepkilerden çıkararak daha bütüncül bir değerlendirme alanına taşır
Boşanma kararsızlığı yalnızca bireysel değil, aynı zamanda sistemik bir süreçtir.
Özellikle çocukların varlığı, ekonomik koşullar, aile ve sosyal çevre beklentileri, bireyin karar sürecini önemli ölçüde etkileyebilir.
Bu durum, bireyin kendi ihtiyaçları ile sorumluluk algısı arasında ek bir gerilim yaratabilir.
Bu noktada önemli olan, kararın yalnızca dışsal baskılarla değil, bireyin psikolojik iyilik hali ve uzun vadeli yaşam doyumu göz önünde bulundurularak verilmesidir.
Çift ve aile danışmanlığı sürecinde amaç, bireyi belirli bir karara yönlendirmek değildir.
Terapötik sürecin temel hedefi; bireyin duygusal karmaşasını anlamlandırmasına, ilişki dinamiklerini daha net görmesine ve kendi değerleriyle uyumlu bir karar verebilmesine yardımcı olmaktır.
Bazı durumlarda bu süreç, ilişkinin yeniden yapılandırılması ve güvenin kademeli olarak inşa edilmesiyle sonuçlanabilir.
Bazı durumlarda ise birey, ilişkinin sona ermesinin kendi psikolojik bütünlüğü açısından daha sağlıklı olduğuna karar verebilir. Her iki durumda da önemli olan, kararın travmatik tepkiyle değil, farkındalık ve psikolojik bütünlükle verilmesidir
Boşanma kararsızlığı, bireyin zayıflığını değil; aksine yaşamını etkileyen önemli bir bağı dikkatle değerlendirme çabasını yansıtır.
Gitmek ya da kalmak, yalnızca ilişkinin durumuna değil; bireyin psikolojik ihtiyaçlarına, güvenlik algısına ve geleceğe dair beklentilerine bağlı olarak anlam kazanır.
Bu nedenle, böylesi kritik bir karar sürecinde bireyin kendisine zaman tanıması, duygularını anlamlandırması ve gerektiğinde profesyonel destek alması, daha sağlıklı ve sürdürülebilir bir karar verebilmesi açısından önem taşımaktadır